ALTIN PORTAKAL-HELALLEŞMEK
48. Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl geçmişle helalleşiyor. Gazetelerde genel olarak bu minval üzerine haberler gördüm. Neydi konu hatırlayalım. 1979-80 döneminde Sansür Kurulu adında saçma bir yapı var ve o yapı katılan bazı filmlere sansür uygulamak istiyor. Aklı başında insanlar bu durumu protesto edip çekiliyorlar. Kaba ve kısa bir özet oldu ama herkesin çok iyi bildiği bir dönemi daha da uzatıp ballandırmak istemem. Sansür uygulanmak istenen filmlerden biri Yusuf ile Kenan. Ömer Kavur imzalı bu film sinemalarda gösterilmek için bile inanılmaz bir sansür yedi, kesildi, biçildi, o vandalca budanmış haliyle girdiği sinemalar bombalandı, yok edilmek istendi. Oysa aynı film yurt dışında çok önemli başarılar kazandı, hatırı sayılır ödüller aldı. Çok genç olmama rağmen başrolünü oynadığım filme yapılan o günkü muameleyi asla anlayamamıştım. Rahmetli Ömer ağabey dilinin döndüğünce anlatmaya çalışmıştı ama onca emekle ortaya çıkardığımız filmimizin dar kafaların tecavüzüne uğramasına engel olamamıştı. Şimdi tam otuziki yıl geçti, Dünya bambaşka bir hal aldı ve birileri nihayet “helalleşmek” ihtiyacı hissetti. Ben şu anda çekmekte olduğum Bir Ses Böler Geceyi filmiyle ilgili yazımda memnuniyetimi belirtirken, “Yusuf ile Kenan’a olan borcum da cabası” diyerek noktayı koymuştum. Aynı şekilde bir önceki filmim Melekler ve Kumarbazlar’ın her aşamasında, yönetmen Ertekin Akpınar’la birlikte Ömer ağabey ve Yusuf ile Kenan’a selam çakmış, büyük ustaya saygımızı dillendirmiştik. Galiba çoğumuzun ihtiyacı bu; helalleşmek, neyle istiyorsak onunla, nasıl istiyorsak öyle. Otuziki yıl önce çekilen filmim Altın Portakal’a katılıyor, ben çocuklarıma hala o dönem neler olup bittiğini tam olarak anlatabilmiş değilim. Üsküdar Sunar Sineması’nda Yusuf ile Kenan’ı bombalayanlar, işlerine gelmeyen, hoşlarına gitmeyen bölümleri kesenler ya da çocukları belki de bir yerlerde benimle fotoğraf çektirip imza alıyorlar. Aynı helalleşmeyi onlara da diliyor ve umuyorum…
NOT: Videolar bölümünde filmin kısacık bir başlangıcını izleyebilrisiniz.







Ömer Kavur… Türk sineması’nın, sinema öğrenimi görmüş ilk yönetmeniydi.
1985 yılından, 2005 yılına uzanan 20 yıl boyunca birlikte olduk.
Yönettiği filmlere katıldım. Mekan aramalarının tadını yaşadık.
Özellerimizi paylaştık. Bana yönetmenlik kapısını açtı.
3 kez küsüp, uzaklaştım. 3 kez Ömer ağabey tarafından çağrıldım.
Kaldığımız yerden sürdürdük dostluğumuzu.
20 yılı birkaç cümleyle anlatmak zor.
Cumhuriyet Gazete birinci sayfa haberi, güne keyifle başlatmıştı.
Cem kardeşim’e, hatırlanmaya katkısından dolayı teşekkür ederim.
İnsanların düşünelerini sınırlandırmaya çalışarak,dar pencereden bakmalarını isteyen,işlerine gelmeyen hiçbir düşünceye tahammülü olmayan örümcek kafaların ürettiği bir durumdur sansür.Herhalde bu durumda en mağdur olan sevgili Yılmaz Güney’dir diye düşünüyorum.Neredeyse her filmi sansürlendi veya yasaklandı.Nazım Hikmet ise şiirlerinin yasaklanmış olmasının yanında bir de ,vatan haini ilan edildi.Yıllar sonra Onlarla da helalleşmeye çalışıldıysa da onlar malesef bunu göremediler.İnsanların bilgi ve düşüncelerinin sınırlandırılmaya çalışılması bile ne kadar sinir bozucu.Ki bunu yapan ve otorite olarak görülen kişilerin bilgisizliklerini ve cehaletlerini göz önüne alırsak ne kadar acı vaziyette olduğumuz çok açık.Yurt dışında hak ettiği değeri gören filminizin kendi topraklarımızda otuziki yıl sonra ödüle aday gösterilmesi ve bunlarla günah çıkarılması çok manidar..Ne diyebilirim ki yazık çok yazık.Siz en azından geç bile olsa bugünleri görüp helalleşebildiniz:))Tabi eğer o dar kafalılara helal ediyorsanız..Görüşmek üzere..
Afişe baktım da eski filmlerin tadı bir başka…
Şimdi hiç bir filmde bu tadı alamıyorum.
Nuri Bilge Ceylan birazcık hissettiriyor bayılmadan filmin sonunu getirebilirsen tabi…
Yahuşuhlu Cem Ağbime kolay gelsin başarılar diliyorum.
Arslan Ağbime selam.
Arslan Ağbi akşama kadar pide yapıyorum benim görevim susam atıcılık. Yüzlerce pideye milyonlarca susam attım, halâda devam ediyorum.
Bu işten çok etkilendim ramazan ayından sonra bütün bu çalışmalarımı tuvalime yansıtmak istiyorum. Çörek otları ve susamların kendilerine kayıtsız kalan hamurun üzerinde evrensel bir bütünlükle dağılışı ve biz insanların bu anlamlı karışıma duyarsız kalışı…
Mercan kardeşim, yeteneklerine bir yenisini eklemiş meğer.
Pide ve Susamlar… Kolay gelsin. Sevgiler selamlar.
Teşekkür ederim benden de selam ve sevgiler.
Sevgili Cem’in yazısında, “Yusuf ile Kenan” özelinde anlattığı şu cümlelerin altını çizmekte bir kere daha yarar var. O da şu: “… onca emekle ortaya çıkardığımız filmimizin dar kafaların tecavüzüne uğraması”.
Cem nezaketinden “dar kafalar” demiş, ben kabalığımdan “sağ ve sığ kafalar” demeyi tercih ediyorum. Bu ülke ne çektikse sağ ve sığ kafaların fikirsizliğinden çok çekti. Hala da çekiyor. Ama beni asıl düşündüren şey şu; Aşık Veysel’in, Mevlana’nın, Karacaoğlan’ın, Dadaloğlu’nun, Hacı Bektaş Veli’nin, Neşet Ertaş’ın, Yaşar Kemal’in doğduğu bu bereketli topraklarda, “BİZ NASIL BU KADAR ZALİM OLABİLDİK?”
Bir düşünelim Deniz, Yusuf, Hüseyin, nüfus cüzdanındaki yaşı büyütülen Erdal, Başbakan ve iki bakanı vahşice asıldı bu ülkede. Toplum işte böyle böyle tımarhaneye dönüştürüldü.
Bu vahşetlere tanık olanlardan biri de babamdır. Kısacık bir hikâye anlatayım hemen; babam öğretmendir. 12 Eylül sabahı evden çıkmasıyla beraber eve dönmesi arasında 2-3 dakika olmadı. Kardeşlerim ben masada kahvaltı yapıyorduk. Babam, anneme “darbe olmuş” dedikten sonra kütüphanedeki kitapları kucak kucak banyoya taşıyıp küvette yakmaya başladılar. Bir ara kütüphaneden üç kitabı alıp yatağımın altına sakladım. Kısa keseyim birkaç saat sonra babamı almaya geldiler. Evi arıyorlar. Ben yatağa yattım ve arama yapan bir askere “hastayım” deyip yatağımdan kalkmadım. Babam TÖB-DER’liydi o yıllarda. Babamın alıp götürülüşünü hiç unutmadım. Zaman geçti. Bundan üç yıl önce babamın yaş gününde ailece yemek yiyiyoruz. Kardeşlerim, annem babama hediyelerini veriyorlar. Ben yıllarca sakladığım ve nereye gidersem yanım götürdüğüm o üç kitabı babama uzattım. “Bunları saklamıştım. Bak senin kitapların” dedim. Neyse lafı uzatmayayım…
Bir düşünelim yeryüzünde kaç yönetmenin filmi yakılmıştır? Söyleyeyim mi? Bir. O da Halit Refiğ’di. Yorgun Savaşçı filmini yaktılar bu ülke de. Cem bahsetmiş, Ömer Bey’in Yusuf ile Kenan’ın oynadığı sinema bombalanıyor. Bir yerde söylemiştim “dünya da sinemasına, sinemacısına bu kadar gaddar, bu kadar vahşi davranan bir ülke yok”. Düşünüyorum, hep düşünüyorum, “biz bu kadar zalim nasıl olduk?” Mehmet Aksoy’un heykeli balyoz darbeleriyle parçalara bölündü. Sahi nasıl bu kadar vahşileşebiliyoruz? Cahillik, cehalet nasıl bu kadar “cüret” haline gelebiliyor? Hala kitaplar yasaklanıyor, toplatılabiliyor. Bunu anlamıyorum, anlayamıyorum. Artık, anlamakta istemiyorum.
Prof. Dr. Âlim Şerif Onaran Türk Sinemasında Sansürün Tarihi diye bir kitabı var. Orada anlattığı şeyleri okuyunca “yok, o kadar da olamaz” deyip dehşete düşmüştüm yıllar önce. O kitabı okuduktan birkaç yıl sonra Ömer Bey “Yatık Emine” filmiyle ilgili senaryo sürecini anlatmıştı. Filmi çekmeden önce senaryoyu sansür kuruluna göndermişlerdi. Düşünsenize sansür kurulu senaryonuzu onaylamayınca siz o filmi çekemiyorsunuz. O kurulda da devletin “kolluk kuvvetleri” var. Yani sinemadan bi-haber olan kişiler. Kurul senaryoya itiraz ediyor. Gerekçesi, “devletin bir subayı, fahişe bir kadına âşık olamaz.” Ömer Bey’e ama siz filmi çektiniz dediğimde, “diyalogları attık, bakışlarla o duyguyu anlatma yolunu başvurdum” dedikten sonra “biraz ara verebilir miyiz konuşmaya” dedikten sonra masadan kalktı. Geldiğinde kızarmış gözlerini gördüm. Muhtemelen ağlamıştı. Sessizce geçen birkaç dakika sonrasında devam edebildik. Sonrasında da bana hakkında yazılmış bir kitabı imzalayıp verdi. Hayatımın en değerli armağanlarındandır. Kütüphanemin en nadide kitaplarından birisidir. Ne zaman şu gündelik hayatın saçma sapan sorunlarından kaçmak istesem hemen gidip o kitabın sayfalarını çevirir ve mutlaka bir Ömer Kavur filmi takıp izlerim. Çünkü Ömer Bey’in filmleri kendi kişisel tarihimin en önemli mihenk taşlarıdır. O’nun hayata, sinemaya bakışı ve baktığı yer’i derinleştirme bilgeliği benim eşsiz rehberimdir.
Asıl soru şu; Sinemayı bombalayanlar, sansür kurulunda senaryolarda “şuraları, şunları değiştirirseniz filminizi çekebilirsiniz”, festivallerde de “filmin şuralılarını kesip öyle gösterin” diyenler, dahası o acıları yaşatanlar şimdi Ömer Bey, L. Ömer Akad, Yılmaz Güney filmleriyle helalleşmek derdindeler. Walter Benjamin’in deyişiyle “Tarihinin bir ironisi olmalı bu! Trajediyi öğütmenin ironisi!” Ve tarih hiçbir zaman bu sansürcü ve şiddet yanlısı sağ ve sığ kafalardan söz etmeyecek. “Yusuf ile Kenan”dan bahsedecek. Zaman hepsini yenecek ama “Yusuf ile Kenan”ı asla yenemeyecek. O hep kalacak.
Geçen gün İzmir-Karşıya’da eski bir sahafta “Yusuf ile Kenan”ın katlanan bir loby’sini buldum. O kadar heyecanlandım ki. Hemen bir emanet gibi aldım. Sahiplerinden biri Cem’e ulaştırmak için…
Uzattım kusura bakmayın. Cem, “helalleşme” özelinde yazdığı, “… onca emekle ortaya çıkardığımız filmimizin dar kafaların tecavüzüne uğraması” cümlesinin çağrışımları bana bunları yazdırdı. Cem’in yazdığı bu cümleyi çok önemsediğim için…
Ertekin Akpınar
Yüreğine, ruhuna sonuna kadar kefil olduğum Ertekin kardeşimin satırları, doğrusu beni çok heyecanlandırdı. Gencecik yaşımın duygularını aktarmaya çalışırken kurduğum cümleleri, kaliteli birikimi ve aydın kişiliğiyle çok güzel yorumlamış, yüreğine sağlık. Aynı soruyu çoğu zaman ben de soruyorum kardeşim, “BİZ NASIL BU KADAR ZALİM OLABİLDİK?” Daha bu gün çekimde, solcu bir gencin cenazesi sahnesini çekerken aynı şeyleri konuştuk. Maalesef 12 Eylül zulmünün travmaları hala devam ediyor ve bambaşka bir hayata doğru adım adım ilerliyoruz. Söylenecek çok şey var aslında. Umarım çocuklarımız aydınlık günlere tanıklık eder. Sağol Ertekin Akpınar, sağol…
32 yıl sonra gecikmiş En iyi çouk oyuncu altın portakalı’nı alan Cem Davran’ı Öğretmenlerin atama sorununu dile getirdiği için tebrik ediyorum….
Çocukluğumdan beri hayran oldugum Cem Abicim.ben de kontenjan engelıne takılıp da atanamayan öğretmenlerden bırıyım.twitter hesabım olmadıgı ıcın burdan yazmak ıstedım sana.ALLAH SENDEN BINLERCE KEZ RAZI OLSUN bızı yanlız bırakmadıgın ıcın.ben köylü çocugu olan bır ögretmenım.dolayısıyla sehırde yasayan arkadaslarımın aksine benım tatilim tarlada calısmak oluyor.bu yaz da aynı seyı yasadım.ben okulumu dereceyle bıtırdım abıcım.ama atanamadıgım ıcın artık atama olana kadar tarlada calısıyorum.bır ögretmenın yerı tarlalar olmasın.BİLGİLERİM BENİMLE BİRLİKTE TARLADA ÇÜRÜMESİN.KÖYLÜ ÇOCUĞU ÖĞRETMENLER TARLAYA MAHKUM OLMASIN.sana bütün arkadaşlarım adına bir kez daha teşekkür ediyorum.bu arada Ruhsardakı esprilerin hala aklımda ve hala da çok gülüyorum.Sen bir tanesin abimmm ALLAH RAZI OLSUN. saygılarımla
teşekkür ederim… (atanama bekleyen öğretmen)
Atanamayan bir öğretmen olarak Cem Davran’a bizlere karşı duyarlı olarak sorunumuzu gayet net bir şekilde ortaya koyduğu için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Yapılan haksızlığı görmezden gelenlere karşı güzel bir konuşmaydı harbiden delikanlı adammışsın…
Hani rüyanızda karabasan görürsünüz ya, sesiniz çıkmaz hareket edemezsiniz yardım edemezsiniz korkular içinde sonunuzu beklerken bir anda çığlıklarla uyanırsınız işte bu kabusun bile güzel bir yanı vardır uyanıp oh be diyebilirsiniz ama benim ülkemin masum, garip, çaresiz güzel insanının maalesef dertlerini sorunlarını problemlerini anlatabilecek, yaşadığı sıkıntılara derman bulabileceği bir devlet anlayışımızın olmaması uyanması zor ama imkansız olmayan bir rüyaya mahkum ediyor bizim işte burada CEM DAVRAN gibi duyarlı sanatçılar hem sesimiz hem de yüreğimiz oluyor… Sağolasın Cem Davran ağzına yüreğine sağlık…
atanamayan bir öğretmen olarak Cem Abimize sonsuz teşekkür ediyorum. sorunumuza bu kadar duyarlı kişiler olduğunu görmek inanın çok mutlu ediyor bizi.
cem abı bız atanamayan öğretmenlerın sesı olduğunuz için sizi yürekten kutluyor ve tebrık edıyorum keşke tum sanat camıasındakı sanatçılarımız sizin gibi toplumda kanayan bu gıbı sorunlara duyarlı olabilse ama emınım bu tavrınız durunşunuz diğer sanatçılarada örnek teşkıl edecektır. ıyıkı cem abımızsın ve ıyıkı varsın YÜREKLİ İNSAN… ÇOK ÇOK TEŞEKKUR EDIYORUM
cem bey ben de bir sene öncesine kadar atanamayan bir öğretmendim.şükürler olsun ki atandım ama sorunlar atanmakla da bitmiyor. eşim başka bir şehirde ben ve üç yaşındaki oğlum başka bir şehirde.stajyerliğimiz dolmadan eş durumu tayini isteyemiyoruz.aralıkta bir senemiz dolacak ve ocak atamasında eşime kavuşurum diye beklerken devletimiz birden bire senelerdir şubat döneminde yapılan eş durumu atamasını iptal etti. hayallerim benim gibi birçok ailenin hayalleri yıkılmış durumda.benim yavrumun babam bizi neden bırakıp gitti sorusuna cevap veremiyorum artık. parçalanmış bu aileleri birileri düşünsün artık.belki siz sanatçılar bizlerin sesini duyurabilirsiniz……..
hakettiğiniz ödülü geç de olsa aldınız cem abi ve bu önemli ödülü atanamayan öğretmenler için aldınız.Bu nasıl büyük bir yürektir bu nasıl bir özveridir.kalbimiz hep sizinle verdiğiniz tüm destekler için sadece 300 bin öğretmen değil bu öğretmenlerin aileleri de size minettar yanı türkiyenin önemli bir kitlesinin kalbinde yer ettiniz.Allah sizin gönlünüze göre versin.Aldığınız ödülü sonuna kadar hakketiniz tebrik ediyorum.Hayallerimizi tekrar yeşerttiniz.gönlü güzel abimiz hersey için teşekkürler.tiyatro hayatınızda ve diğer çalışmalarınızda sonsuz başarılar.
‘Cem Abim’ geç de olsa aldığınız ödül için tebrik ederim,ben de atanamayan bir matematik öğretmeniyim,atama olsun olmasın artık çok da önemli değil benim için çünkü artık ben kendimi bir ‘Türk genci’ olarak görmüyorum,göremiyorum,sahipsisiz çünkü,arkamızı sıvazlayanımız,destek çıkanımız yok,devlet ‘büyüklerimiz’ tabi ki herşeyin en iyisini bilir,bilecektir,bilsinler de!Ama arada sizin gibi değerli sanatçıların yanımızda olduğunuzu görmek çok duygulandırıyor,konuşmayı dinledim ve hüngür hüngür ağladım,hayatınızın en önemli anlarından birini bize ayırdığınız için çok ama çok teşekkür ederim,ellerinizden öpüyorum,büyük olduğunuzdan değil saygıdan,siz daha çok gençsiniz:).Tekrar tekrar teşekkürler,iyi günler dilerim.-mail adresinizi bulamadım burdan yazdım kusura bakılmasın -
tebrikler cem abicim hak yerini buldu abim insan hic degişmezmi valla aynı sının bizaz kilolusu seni seviyorum cem abim
Cem Abi hakettiğin ödülü yıllar sonra olsa da alman beni çok mutlu etti. Her yapıma, her role kattığın profesyonellikle o ödülü defalarca haketmiştin. Hele sosyal sorumluluklarda üstüne düşeni fazlasıyla yapman ise senin başka boyuttan biri olabileceği düşüncesini getiriyor aklıma. Gerçekten o ödülü biz ataması yapılmayan öğretmenlere ithaf etmen gerçekten de gözlerimin dolmasına neden oldu. Seviyoruz seni Cem Abi. Kalitesin, kalitelisin. Tekrar tebrikler ve Teşekkürler…