BABAM
Her Babalar Günü’nde yazdıklarımdan farklı ne yazayım ki? Yaşınız kaç olursa olsun, babanız olmayınca yanınızda bir yanınız eksik kalıyor. Herkesin Babalar Günü’nü kutluyor, Cemal Süreya’nın cümleleriyle saygılarımı sunuyorum.
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
SONRADAN AKLIMA GELDİ, CEP TELEFONUMA ŞİİR’İ OKUDUM VE PAYLAŞTIM. BABALAR GÜNÜ HEDİYESİ OLSUN, KABUL BUYURUNUZ.
TIKLAYIN VE DİNLEYİN cemal sureya







Cem abicim babalar gününüz kutlu olsun bu yıl benim de babam yanımda yok o yüzden üzgünüm allahtan hediyesini önceden vermiştik.
Cem abi babalar günün kutlu olsun:)
günün anlam ve önemine vurgu çok harika! ve yerinde bir şiir bu.Teşekkürler paylaşımınız için..
Teşekkür ederim, güzel yorumlarınız için.
Cem abi babalar günün kutlu olsun
izmir cetesi neoldu aciklama yaparsan lutfen
izmir cetesi yayindan mi kalkti baska kanalda mi basliyacak lutfen bir aciklama yaparmisiniz kimse bir aciklama yapmiyor
Baba olmak zordur her erkek baba olamaz,
çocuğu olsa bile olamaz…
Üstene üstlük yakışıklı bir baba hepsinden de zordur.
Ardında böyle şiirler okutur.
Sevgili Cem ağbiciğim nefesine yüreğine sağlık.
Serkan kardeşim; bildiğim kadarıyla İzmir Çetesi şimdilik bitti.
Canım kardeşim Mercan; senin de yüreğine sağlık. Kıymetli ailene sevgiler, öpücükler.
Babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur. Bu harika.
İnsan babası ölünce büyüyor çünkü.
Yalnız başına kalıyorsunuz o zaman artık.
Çocukken her şeyi bilen herkesten güçlü olan babamız biz büyüdükçe küçülüyor.
Zamanını tamamlamış ve geçmişte kalmış bir yaşlı olarak kendi köşesinden bize bakıyor.
Uzakta olsa da bize dokunamasa da…
Usandıracak kadar ayrıntılı sorularla hayatı öğrendiğimiz
her şeyi bilen babamızın sorularıysa biz büyüdükçe artık bize sıkıcı gelmeye başlıyor.
Müdahale etmese soru sormasa ne iyi olur dediğimiz zamanlar çok oluyor artık.
Biz ondan daha iyi biliyoruz ya her şeyi. Zaman artık onun zamanı değil ya…
Teknoloji gelişti ya… Her şey değişti ya…
Oysa ne zaman ki babanızı kaybediyorsunuz
işte o zaman gerçekten büyüyorsunuz.
Çünkü çınarın gölgesi yok artık üzerinizde.
Sizi fark etmediğiniz halde yağmurdan güneşten koruyormuş meğer o gölge.
Siz de aile kuruyorsunuz baba oluyorsunuz
sizin de gölge yaptığınız ve koruduğunuz birileri oluyor
ama o gölgeyi çok arıyorsunuz.
Babanız öldüğünde büyüyorsunuz.
Artık soru soracağınız öğreneceğiniz azarını duyacağınız
takdirini alacağınız akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz
korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz.
Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yoksa artık…
Hep sessiz ağlayan suskun seven en zor dönemde bile yıkılmaz görünen
sırtınızı dayadığınız çınar ağacınız yoksa artık…
Büyüyorsunuz o zaman işte.
Savaşın ortasında komutansız kalmaktır babasız kalmak.
Kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hala çocuksunuzdur…”
31 Mart 1990…
Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde Deli Eder İnsanı Bu Dünya oyununu oynuyoruz.
O zamanlar cep telefonları yoktu. Babalar Günü kutlamaları da yoktu.
Tiyatroya telefon edildi. Arayan amcam dı. “Baban hasta” dedi.
Anlamıştım.
Bıyıkları yanaklarını döven, Abdul Kadir ağa yolculuğa çıkmıştı.
Gişeye gittim. Cumartesi ve pazar matineleriyle suareleri kapalı gişeydi.
Tüm biletlerin bedelini ödeyecek gücüm de yoktu.
Çaresiz üç gün beş oyun oynadım.
Dördüncü gün Hatay/Antakya’ya ulaşmak için yola çıktım.
Beşinci gün mezarına ulaşabildim.
Mezarlığın koyu yeşil ağaçlarının arasında, sanki babam Abdul Kadir ağa bana bakıyordu.
Sagol Cem Abi Cevap Icin Peki Yeniden Baslamasi Mumkunmu?Yoksa Tamamen Bittimi Bilgi Vermeye Devam Edersen Cok Sevinirim
Hersey Gonlunce Olsun
Seda kardeşim,
duygularla yoğurmuş tanımlama satırlarınız, ekleme yapılmayacak kadar, anlamlı.
Teşekkürler Cem ağbi, bizden de selamlar ve sevgiler.
Sayın ağbim,
GEcikmelide olsa babalar gününü kutluyorum.Çok yaşlanmadık belki, hayat acılarının çoğunu vermedi belki bize, ama bende babamı özlüyorum… Kafamdaki cümlelerin aralarında aslında satırbaşlarında babamın sözleri oluyor.Ne gariptir ki yaşadıkça anlıyoruz BABA larımızın değerini. O kadar şey varki babamla ilgili… neyse…
Hayat devam ediyor ve evlatlarımız için en iyisini yapmaya çalışmaya devam. Sohbeti özledik. Şiirleri senden canlı dinlemeye alıştık, görüşmek dileğiyle kardeşin hasan…
Yarın ki programda iyi şanslar Cem abi bakalım yardıma muhtaç arkadaşlarımız için ne kadar toplanacak ? A bu arada Kayseriden yardım yapmak istesek nereden yapabiliriz acaba yardımcı olabilirmisiniz.
Cem abiciğim ne zaman yeni yazı yacaksın gözlerimiz yollarda kaldı valla.
Mehmet Abimin anısı önünde saygıyla… Nur içinde yat Baba
Vay benim Kıncır kardeşim, selam olsun.
cem abi izmir çetesi bittimi yoksa devam edecekmi
merhaba ben twitter takipçinizim(yeni)öncelikle başınız sağolsun ve allah rahmet eylesin demek istiyorum.ben söz konusu babalar olunca sessizliğe gömülürüm.(bir takım sebepler)burnumun direği sızlar…kayıpların yeri dolmaz belki ama iyiki hayatımda var olmuşlar demeyi dedirtenlere teşekkür etmek lazım..yani lafı çok dolandırdım..en azından iyiki babam gibi bir babam varmış demek bazıları için büyük lüks işte.hoşçakalın saygılar…
Hani hiç yıkılmayacağını sandığımız “çınar”lar vardır; gölgelerini her zaman üzerimizde hissettiğimiz, düşmeye başladığımızda tutunacak bir dalını aradığımız…
Çocukluğumdan En İyi Hatırladığım Çok Sevdiğim İnsan Mehmet DAVRAN
Bizim aileye bıkmadan tiyatro davetiyesi gönderen ve bana tiyatroyu sevdiren sevgili mehmet amca nurlar içinde yat…
İpe dizilmiş sokak lambaları vardı, yüksek katlı bir binanın son katından görünen. Gri, soğuk, metal kaplamaları parlardı, kendi ışığıyla aydınlanıp. Onlarca sokak lambası vardı sarı ışıklı, hepsi aynı anda yanan. Bekçisiydi lambalar, binlerce adımın atıldığı, bir dolup bir boşalan, soğuk bir iklimin diyarında.
Ellerim gri kalorifer peteklerinde, gözlerimse parmak uçlarımla zorlanarak yetişebildiğim ahşap pencerenin ardı sıra uzanan sokak lambalarında. Kalorifer petekleri ve sokak lambaları, dev bir orkestranın en önemli enstrümanlarıydı, yaşı sorulduğunda altı küçük parmağını gösteren minik bir yüreğin. Kıpkırmızı kiraz dudaklarından ilk bestesi çıkıverdi fısıldayarak, sessizce. Eller, yeni yeni ısınmaya çalışan kalorifer peteklerinde, gözler güneşin kaybolmasıyla yanmaya hazırlanan sokak lambalarında. Oyuncak uçağını kurup bırakmışçasına bir zaman geçti ki, başladı şarkısını coşkuyla söylemeye, saat kavramını bilmeyen çocuk aklıyla. Sokak lambaları yanmıştı, kalorifer petekleri de ısınmış. “Işıklar yandı babam geliyor, ışıklar yandı babam geliyor.”
Sisli yolların arasından içi asker dolu, havalı mavi bir servis yaklaşıyordu, içinde benim babam olan. Az sonra boynunda bulacaktım kendimi, en büyük çocukluk sevincimle. Geldi, sarıldım. Geldi, sarıldım. Geldi, sarıldım. O hep geldi, ben hep sarıldım. Bu sefer milyarlarca kez oyuncak uçağımı kurup bırakmışçasına zaman geçti, yirmi yıla yakın. Hala akşam oluyor, hala kalorifer yanıyor, hala sokak lambaları parlıyor. Yalniz babam o sisli sokaklardan artık geri gelmiyor…