CEHALET KARANLIKTA PARLIYOR, KORKULARI YAKALIM
Arslan Kacar
CEHALET KARANLIKTA PARLIYOR, KORKULARI YAKALIM.
Odanın penceresinden içeri girmeye çalışan Cihangir evleri, karanlık ve kar içinde. Oysa günün hava raporu, güllüklük gülüstanlık geçeceğini söylemişti. Balkona çıktı, ısıran havaya tanış olmaya çalıştı. Işıkları yanan pencerelere baktı. İçinde yaşayanların, neler düşündüğünü, düşündü. Üşümeye başlayınca, odaya döndü. Oturduğu yerden bir süre, karanlığa baktı. Gülümsedi. “Sonu aydınlık karanlıklar, açılmaya hazır perdeler gibi” dedi, kendi kendine. Tuşuna dokunduğu bilgisayar, aydınlık ekranıyla “Hazırım” diye fısıldar gibiydi. Ülke suretinin parçaları olan, haberler arasında dolaşmaya başladı,
Kentin birinde, yağan yağmura aldırmayan itfaiye aracı, caddenin ortasındaki çiçekleri suluyordu.
Başka bir kentte itfaiye sınav açmış. 2 kişi alacak. Aradığı özellikler “Fesefe” ve “İşletme” öğrenimi görmüş olmaları. Kazananın biri Belediye Başkanı’nın oğlu.
YGS sınava giren görme engelliye yardımcı olsun diye, refakatçi olarak görevlendirilen işetme engelliymiş.
Yine bir kentte, kadının bağladığı köpeği, elindeki iri sopayla vurarak öldüren Adam’a (!) verilen ceza 300 TL.
Doğum yapan kadına çocuk için 85 TL, yavrulayan inek için verilen yardım 375 TL.
Kadın cinayetleri, son 7 yılda yüzde 1400 artmış.
Son 10 yılda cinsel istismara uğrayan çocuk sayısı, en iyimser ihtimalle 250 binmiş.
2009-2010 öğrenim yılında, ilköğretim çağında olup okula gitmeyen çocuk sayısının 326 bin 513. Bunlardan 139 bin 691’inin kayıt altına alındığı, 186 bin 822 çocuğun halen okula kayıtlı olmadığı ifade ediliyor.
İşsizlik, açlık sınırı, yoksulluk sınırı kolkola raksediyor.
Milliyet Gazetesi birinci sayfasında, iri puntolu haberine göre,
Kemal Kılıçtaroğlu AKP’den 2. Bölge adayı.
Buruk gülümsedi. Babası Milliyet okuduğu için, ocukluğunun gazetesiydi.
Yeni Ortam Gazetesi’nde çalıştığı, 1974 yılına kanat çırpıyor. 3 müsahih (düzeltmen) arkadaş aynı odada çalışıyorlardı. Gazetenin sayfalarının prova baskıları geliyor, sayfaları dikkatle okuyup, imla yanlışları varsa işaretliyorlardı. Düzeltilmiş sayfaların prova baskıları tekrar önlerine gelince, aynı dikkatle sayfaları tekrar okuyorlardı. Düzeltim yapılırken, bir başka yanlış yapma olabiliyordu. Her gece, biri matbaada nöbetçi kalıyordu. 02.00/02.30 gibi ilk baskının birinci sayfası okunuyor diğer sayfalar hızla gözden geçirilip, üzeri imzalanıyordu. Ardından makinalar basıma başlıyordu. Yeni Ortam, o yıllar en pahallı gazeteydi. Gazetedeki odaya girdiğinde, gece nöbete kalan arkadaşını, elindeki rulo yapılmış gazeteyle ağlarken görmüştü. Mürettiphanenin sorumlusu odaya gelip, arkadaşının kulağına birşeyler fısıldayıp gitmişti. Arkadaşı hıçkırıklara boğulmuştu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, arkadaşı “Atmayacaklarmış, yanlış baskılar kağıt hurdacısına gönderilmiş.” diye, ağlamaklı sesle mırıldanmıştı. Ardından “Böyle aptallık olur mu yav. Kafama sıçayım. Koskoca R’yi unutmuşum. Olacak iş mi. Ulan kör olan görür be” diyerek, kendini aşağılamaya başlamış, “Al bak” diyerek elindeki gazeteyi uzatmıştı. Alıpbaktığında, gülmeye başlamıştı. Gazetenin manşet haberinde, Cumhurbaşkanı Fahri Körutürk’ün İstanbul’a geleceği yazıyordu. Haberin en iri puntolu sözcüğü KORUTÜK diye yazılmıştı. Arkadaşı “Hiç bu kadar korkmamıştım” diye fısıldayınca, babasının anlattığı Korku Arayan Adam masalı anlatmıştı.
“Hiç bir şeyden korkmayan, bir Adam yaşarmış. Korku’nun ne olduğunu bilmek için, ora senin bura benim dolanırmış. Şuraya gidersen, korkuyu bulursun diyenlere kanıp, gitmedik yer kalmamış. Lakin, korku’nun kosunu rastgelmemiş. Derken yolu çölü Arabistan’a düşmüş. Bir han da konaklamış. Merak edip, soru soranlara kendini tanıtmış. Korkuyu aradığını söylemiş. Hancının dünyalar güzeli Kız’ı, için için kıkırdamış. Korkuyu Arayan Adam, yatacağı odaya çekilmiş. Gözü tavanda, uykuyla cenk edip dururken, kapısı tıklanmış. Elinde kapaklı bir sahanla, hancının Kız’ı içeri girmiş. Sana yemek getirdim” demiş. Korkuyu Arayan Adam, Kız’ın güzelliğinin sarhoşluğuyla gülümseyerek doğrulmuş. Uzatılan kapaklı sahanın, kapağını uzanıp açmış. Açmasıyla birlikte, sahandan garip bir çanlı uçmuş. Korkuyu Arayan Adam, korkuyla sıçramış. Kız kıkır kıkır gülmüş, Korkuyu Arayan Adam’ın korkusuna. Sahandan çıkan garip canlıyı, tünediği yerden alıp okşamaya başlamış.
Korkulan, kanatları yolunmuş bir kuş’muş meğer..





Yazarımız döktürmüş yine,yaşanmışlıkları…
Korutürk soyadı bana çok yakın geldiği için ilgimi çekti.Halbuki Osman Korutürk ile fakültede ayni sınıfta okuduk.Anayasa Hukuku yazılı sınavında arka arkaya oturmuştuk. Hocamız Hüseyin Nail Kubalı,anfide,hem kağıtlarımıza bakıyor,hem de kopya çekmememiz için bizleri kolluyordu.O arada,benim kağıdımın üst kısmında yazılı adımı ve soyadımı görmüş ki,kulağıma eğilip ” kızım sen Osman’ın nesi oluyorsun ?” dedi.Ben de boş bulunup “hangi Osman’ın hocam ” dedim.”İşte arkanda oturuyor ya” deyince,dönüp baktım,Osman ile birbirimize gülümsedik ve hiç bir şeyim olmadığını söyledim.O zamanlar Osman’ın babası Fahri Korutürk sanırım Deniz kuvvetleri kumandanı idi ve sonra Cumhurbaşkanımız oldu.Arslan Gaggo,beni de yazısıyla eskilere götürdü…
Yazar,balkondan karanlığı seyrederken.ertesi günü,YGS sınavları vardı,ve şifrelenmiş sınav soru kitapçıkları şanslı ve torpilli öğrencilerini bekliyordu…Yazarın belki,sınava girecek bir yakını yoktu ve bundan ötürü bu önemli konuyu fazla önemsememişti ama Cem Kardeşimin sevgili oğlu,Can sınava girecekti…
Sahi ne oldu şifreli sorular meselesi bilen,duyan var mı,yoksa hepimiz verilen beyanatlardan tatmin mi olduk,sayın büyüklerimiz gibi?….
Hepinize sevgiler…
Ayşe ablam,
size anılardan bir çekmece açmak sevindirdi.
YGS sınavını önemsemez miyim. Halk diliyle “Körler sağırlar, birbirini ağırlar” tanımıyla, YGS sınavını cümlenin içinde aktarmıştım. Çocuklarımızı ya “Emek, zaman ve para kaybı” bekliyor. Ya da “Çek sineye”… Sevgiler, selamlar.
Arslan bey kardeşim,yazınız beni aniden,60′lı yıllara savurunca,sersemlemiş gibi,yazının içeriğini sindire sindire tatmak gereğini duydum.
Yurdum,çelişkiler,düzenler,aldatmacalar ülkesi…Yağmurlu havada,arazöz ile park sulayan vazifeşinaslardan tutun da,yeşilde geçileceğini,kırmızıda bekleneceğini henüz öğrenemeyen halkın çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşıyoruz.Bir zamanlar Cem Yılmaz’ın bir reklam filminde dediği gibi ” EĞİTİM ŞART ” ama nasıl?….İlk önce eğitecek eğitimcileri eğitmekle
işe başlamak gerek…En azından,YGS soru kitapçıklarına şifreleri sehven de olsa koymamayı öğrensinler diye….Ah benim güzel Ülke’m…Sen herşeyin en güzeline layıksın,bizim korkularımızı yendiğimiz gün,sen de kanadı kırılmamış kuşlar kadar yükseklere uçacaksın…
Yazınız için teşekkürler gaggo.Balkonunuzun nice yazılara ilham getirmesi dileği ile selam ve sevgiler.
Ayşe ablama, teşekkür ediyorum. Sevgiler selamlar.
Arslan abi uzun bir aradan sonra iki yazı yakın aralıklarla gelmiş,yüreğine sağlık.Yukardaki kimi traji-komik kimi sadece trajik olaylar silsilesi yaşadıklarımızın çok azı olur.Tam bir listeyide kimse yapamaz çünkü her an yenileri ekleniyor.Baskıdan… Hitler savaşı kaybettiğini çok geç öğrenebildi,çünkü yanında bunu ona söyleyecek cesarette biri kalmamıştı.Korku eninde sonunda korku yaratıcılarını da kuşatır…. Siyasal islamcı bir tanıdığım;”on yıl içinde kavramlarınızın içini öyle boşaltacağız ki,aynı dili konuşsanız bile birbirinizi anlamayacaksınız” demişti.On yılı geçtik…. Sevgiler selamlar
Hüseyin kardeşim, satırlarına teşekkür ederim.
Aynı dili konuşup, birbirimizi anlamadığımız on yıldan da çok oldu.
Yine de, kötünün vurucu yıkıcı ama uzun ömürlü olmadığına inanmak istiyorum.
Sevgiler selamlar.
Aslan Bey,Ayşe’nin deyimi ile Aslan Gogo….
Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu panoromasını ne güzel çizmişsiniz.Siz aslında Türkiyemin mutsuzluğunu çizmişsiniz.Mutluluğun resmini Abidin Dino çizemedi Nazım’a…Ama siz mutsuzluğun,umutsuzluğun ,resmini negüzel çizmişsiniz…Aslan Bey, aslında atıldığımuz tenceredeki suyu yavaş yavaş ısıttılar,alıştık sıcağa anlamadık başımıza gelecekleri.Kaynar suya birden atsalardı
irticanın ne kadar yakınımızda olduğunu anlardık.Yavaş yavaş ,sindire sindire alıştırdılar.Şimdi biz ancak kendi kendimize bağırıp, çağırıyor, hiçbir şey de yapamıyoruz.Ya Ergenekon bizede bulaşırsa diye korkuyoruz.Bir korku imparatorluğu sürüyor.Birilerinin bizim elimizden tutması ve yeniden Samsun’a çıkması gerek.Ama nasıl, ne zaman?
ki
Arslan Bey…..
Gene isminizi yanlış yazdım.Yorgunluğuma verin.BaĞIŞLAYIN….
Merhaba Senay kardeşim,
yorumunuza teşekkür ederim.
Ayşe ablamızla selam iletiyorum, selamınızı alıyorum.
Korkunun panzehirinin, korkmamak olduğu anlatmaya çalışırken, ülkemizin portresinden bir iki kare aktardım ama umutsuzluk yansısın istemedim… Çünkü umutsuz olmak teslimiyetçiliktir.
Bu kötü günlerin, sonlanacağına inanmak istiyorum. “Dar günün ömrü kısadır” derler.
Sevgiler selamlar. Sağlıcakla kalınız.
bunlar gerçekten çok kötü şeyler ama ben 12 yaşında biri olarak şunu üzüntü ile belirtmek isterim ki günümün yarısından fazlasını geçirdiğim yaşıtlarımı gelecek olarak görüyoruz fakat ben bu geleceğin yarısının konuşmalarından, fikirsizliklerinden ve her manada boş olmalarından dolayı pek parlak göremiyorum.Ne de olsa böyle insanların(!) çocukları nasıl olabilir ki?
Edanur kardeşim,
kuşağınızın gelecek kaygısına katılıyorum. Sizlere iyi dünya bırakamadık ama umutsuz olmamanızı dilerim. Sevgiler selamlar.
arslan bey teşekkür ederim ama şöyle bir gerçek var (beni asıl üzen) bir sporcu hakkında geleceğin yönetici v.b. nin yorumu şu adam çok king ya, çoğunun gerçekten kendi fikirlerini ürettiği tek konu şu justin bieber yakışıklı mı tipsiz mi kültüre gelince de kitap olarak sadece okulun zorla okuduğu kitaplar okunur, tiyatrodan laf açmaya çalıştığınız da ay ben okula gelen tiyatrolara bile gitmem ki , çoğu zaman günün sohpet konusu şuna benzerdir ay kanka duydun mu bred angelina yı aldatmış duydum ya öylesini bulmuş da aldatıyo… tabii bir de en büyük hobileri var sınıfımızdaki kaynaştırma arkadaşı uff git başımdan ya ,ay defol, ııı geliyo kaçın,of ya yine geldi , şeklinde itip kakmak ve ben bunların içinde olan biri olarak söylüyorum ki eğer gelecek bizsek şu an dünya geleceğe göre bir cennet bu yüzden büyükler güzel bir dünya bırakamadık diye kaygılamamalı
Yaşamanın anlamını kavrayan,
Edanur kardeşime teşekkür ederim.
Sevgiler selamlar.
BEN TEŞEKKÜR EDERİM