GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
Bakar mısınız Yapı ve Kredi Bankası’nın yıllar önceki reklam afişine. “Dünyanın büyük müesseselerinde kullanılan, Kompüter Elektronik Beyin makineleri ile çalışıyor” diye ilan verilmiş. Eski bilgisayar dosyalarımda tesadüfen buldum. Tarih, kaynak bilmiyorum ama o günleri çok net hatırlıyorum. Yetmişli yıllar, çok daha az nüfusu olan, daha az gelişmiş, daha mutlu bir toplumduk. Eskiye özlem duygusallığını bir yana bırakarak söylüyorum, gerçekten çok daha anlamlı bir aileydik. Özellikleri olan, paylaşabilen, az ile çok arasında bocalamayan, elleri daha temiz insanlardan ibarettik. Aşağı yukarı kırk yılı bulur söylediklerim. Ne olduysa oldu, biz büyüdük ve dünya kirlendi. Dışarıdan, içeriden birileri belki de Taksim Sular İdaresi’nin oradan ateş edenler şaşkına çevirdiler hepimizi. Koskoca bir toplum masumiyetini yitirdi bence. Yıllar önceye ait bir reklam afişi beni acaip yerlere sürükledi. Bilmem sizin de aynı duygulara kapıldığınız oluyor mu? Daha fazla dillendirmek istemiyorum aslında. Kompüter’imin başında wireless internet’e bağlanmışken, external harddisc’ten binlerce şarkıyı dinliyor ve aynı zamanda arama motorları marifetiyle geçmişime bakınıyorken, sözü uzatmak manalı değil biliyorum. Bu gün futbol ligi başlıyor, nasıl olsa şöyle bir maçlara bakar herşeyi unuturuz. Ne demişler Futbol, Fiesta, Fado. Üç F formülü. Hepimize güzel yarınlar diliyorum efendim çünkü ihtiyacımız var……..






Bir zamanlar yurtdışında çalışan işçiler “Gavurların hiç insanlığı yok,ortalıkta düşüp ölsen kimse dönüp bakmaz” derlerdi.Gavurların hiç namusu olmadığını da beş dakikada iki ayrı adamla öpüşen kadınların oynadığı siyah beyaz Amerikan filmlerinden anlayıverirlerdi.Buna rağmen milliyetçi ve muhafazakar halkımız nedense oyunu hep “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız” diyenlere ve takipcilerine verdi.Onların Büyük Amerikayla ilişkileri iyi oldu.Teknolojilerine hayrandılar.Üç lambalı radyo,yukardaki gibi, işi delikli kağıtlardaki delikleri saymak olan bilgisayarların atası,atom bombası vs. böyle araçları vardı.Bilmedikleri yada bilmek istemedikleri,daha kötüsü bilerek istedikleri şuydu:size teknolojiyi satan kültürünü de satar.
Yani,bir simge olarak söylüyorum, “Kompüter elektronik beyin” kendi başına gelmedi.Onunla birlikte dolarlar,askerler,üsler,ajanlar,borçlar,başka korkular başka cesurluklar,ilaçlarla birlikte yeni hastalıklar,başka bir ahlak ve ahlaksızlıklar da geldi.
Arada bunlar böyle gelmesin diyenler yıldırıldı,yılmayanlar öldürüldü.Bu bir cümlelik lafta kimi kahramanlıkla dolu,kimi umutsuzlukla örülü yüzbinlerce hayat hikayesi var.
Gelenlerin birde götürdükleri oldu.”Masumiyet” gidenlerden sadece biri.Bu liste uzun ve moral bozucu olabilir.
Sonuç olarak şimdi yurtdışından gelen aynı işçi şunu söylüyor:”Burda(Türkiye’de) insana saygı yok,insanın değeri yok,akrabalar birbirine düşman,komşuluk bile kalmamış.” Uzman gözlemi değil,sıradan birinin çevresine bakarak değerlendirmesi bu.Bir parça bilimsel bir dille söylersem;Eskiden olan dostluk ve dayanışma duygularının yerini husumet ve rekabet ilişkileri almış.Tabi insanların içine bir gece şeytan girdide ertesi sabah içleri kötülük dolu olarak uyanmadılar.Kapitalizm vahşileştikçe,hayat zorlaştıkça,rekabet kızıştıkça;”fair-play”,bir takım ahlak kuralları,eski geleneksel ilişkiler rafa kalktı ve rafta unutuldu.
Detaylarına girersem dahada uzun olacak.Yakın tarihte
12 mart,12 eylül,24 ocak kararları ve Özal’lı yıllar bu sistemin oturmasında önemli dönüm noktalarıydı.
Kompüterimden selamlar.
Hüseyin dostum; her zamanki gibi döktürmüşsün yine. Kompüterinden dökülenlere aynen katılıyorum fakat hala aklımın almadıkları var. Kimileri, Atatürk biraz daha yaşasaydı durum böyle olmazdı diyor. Haklı olsalar bile ne yapalım o kadar yaşadı ama diğerleri yaşamaya devam etti. Her şeyin daha da kötüye gittiğini görenlerin sayısı bu kadar mı azdı ya da az? İnsanoğlu’nun genelde masumiyetini yitirdiğini söylemek yanlış olmaz ama direnenlerin sayısı bizde neden bu kadar az? Bizi biz eden şeylerin omurgası bu kadar mı zayıftı? Bunlar gibi onlarca soru var kafamda. Yoksa biz hep kandırıldık mı?
Azlık çokluk göreceli olacak ama bence herzaman azdı,hatta bazı kahramanlar hep yalnızdı.Kurtuluş Savaşında da böyleydi şimdide böyle,bence gerisi hamaset edebiyatı.Birde birşeyin kötüye gittiğini görmek o meseleyi çözmeye yetmiyor.Cumhuriyet kurulduğunda bakıldı ki bizde bir burjuva sınıfı yok.Bu kötü birşey.Tamam yarın bir burjuva sınıfı üretelim.Tabi mümkün değil.
Omurga meselesinde bardağın dolu tarafına bakıyorum.Bunca kanlı oyun,bunca entrika,zulüm başka bir ülkeyi çoktan paramparça ederdi,bu ülke bu kadar dayandı.Şimdi maskelerin sıyrılıp atıldığı güzel bir saatteyiz.Ahmet Arif’in deyişiyle yine “erkekçe” olmayacak bu kavga ama hiç olmazsa karşımızda kim var gördük,göreceğiz.
Bende dört bir yandan kuşaltılmışlık hissi var. Belki de jargonu, kullandığımız dili değiştirmek gerek Hüseyin kardeşim. Umutsuz olmak kadar sığ bir hali reddediyor ve anlamaya çalışıyorum sadece. Cumhuriyet, eksikleriyle bile muhteşem bana göre. Birşeyler önermeye çalışıp bulamamak sıkıntısı işte.
Bu jargon,söylem meselesine önemli bir sorunun tespiti gözüyle bakıyorum.Ancak arkasında politik güç ve planlama gerektiren profosyonel bir iş gibi geliyor,çünkü başka birileri kavramların içini boşaltmakla,sloganlara karşı slogan hazırlamakla profosyonel olarak ilgileniyor.
Kuşatılmışlık hissi herhalde -ve umuyorum ki – epey çok kimsede vardır.Bütün kuşatmalar,yarılmak için var.