MARE NOSTRUM
Bu gün 6 Mayıs. Tam 39 yıl önce, ben sekiz yaşımdayken ağabeylerimizi katlettiler. O gün çocuktuk, olan bitenden çok korktuk ama bu gün…….Anmadan geçmek istemedim. Yaşasalardı altmışlarını süren tığ gibi delikanlılar olacaktı. Can Baba’nın satırlarıyla saygımı, sevgimi, özlemimi göndermek isterim. Aşk olsun size, aşk olsun……..
MARE NOSTRUM
En uzun koşuysa elbet Türkiyede de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak…
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi…
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!
Can YÜCEL






cem abi sen bambaska bir sanatcısın bunu her davranısında ve kısılıgınde gosterıyorsun boyle bır sanatcı oldugun ıcın sagol..senın gıbı sanatcılara cok ıhtıyacımız var..
Cem Abi, öncelikle böyle bir günü hatırlayıp, web sayfanda yer verdiğin için teşekkür ederim. Sizin gibi sanatçı büyüklerimize daha da fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, fikir ve düşünceleriniz, biz hayranlarınız için son derece önemlidir.Alevli Günler’deki performansınızdan dolayı ayrıca tebrik ederim.Her zaman öğretilerinizden faydalanmak ümidiyle.
İrfan DAĞ
Sağolun Cenk, İrfan kardeşlerim.
Dün siteye Deniz Gezmiş’lerin anısına “Gün Doğdu Hep Uyandık” marşını yazacaktım, sonra içimden neyse Cem Davran paylaşmadan ben bir şey yazmayayım dedim.
İşte gördüğünüz gibi biz boşuna sevmedik bu artisti adam yakışıklı arkadaş! hemde yüreğine kadar…
1968 Temmuz’u… Babamla İstanbul’dayız. Lale’de bir otelde kalıyoruz.
İstanbul Üniversitesi iki adımlık yer. Öğrenciler, otelin yakınındaki Hasır adlı çay bahçesine geliyordu. Bıyıkları yanaklarını döven Deniz Ağabeyimizi ilk ora da gördüm. Selvi Ağacı gibi
ve gözalıcıydı. Gözlerinde korku olmadığını gün gibi aşikardı. Küllük Kıraathanesi de Deniz ağabeylerin denetimindeydi. Bir kaç gün sonra İstanbul Üniversitesi önünde kalabalığı görünce aralarına karıştım. Öğrenciler 6. Filo’nun İstanbul’a girişini protesto ediyorlardı.
Deniz ağabey, kalabalığın arasında bile seçiliyordu. Tutuklanmasını, serbest kalmasını gazetelerde okudum. 1970 yıllarında yolum İstanbul’la kesişti. O öğrencilerin kalabalığında oldum. O zamanlar polis kolay kolay öğrencilere dalamıyordu. Yürüyüş yapan öğrenciler, çevresi polis sarılınca, caddeye çöküyordu. Polisleri usandıracak kadar oturuyorduk.
6 Mayıs 1972… Acının, utancın şafak ettiği gün.
GENÇTİLER,
NAMLUDA MERMİYDİLER, HAKSIZLIĞA
ABDAL’LARDI, YÜREKLERİNDE UMUTLARI
ÇIRA GİBİ TUTUŞUP, AÇTILAR KARANLIĞI…
Bu yanlışın hesabı verilmedi.Katlanarak sürdü.
Ve 5 Mayıs 2011, Deniz, Yusuf ve Hüseyin ağabeyleri savunan, avukat Halit Çelenk’ yitirdik.
3 FİDAN’a, sitende yer verdiğin için teşekkür ederim Cem kardeşim.
“Hayat bize mutlu olma şansı vermedi. Biz kendimizden başka,herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık. Çünkü dünyanın öbür ucunda, hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı…. Kedilere ağladık ;Kuşların yasını tuttuk. Yüreğimizin yufkalığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir İnsanın insana yanması Sevgili… Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep Üzüldüm, hep yandım.. Yaşamak ne güzeldir be”
Kendilerini,duygularını ve amaçlarını bu kadar güzel ve açık yüreklilikle ifade edebilen fidanların hiç acımadan ,göz göre göre koparılması ,yok edilmesi ne kadar acı..Çaresizlik,sözün bittiği yer..Biz hep susmaya,sinmeye alıştırıldık; sesimiz kısıldı..Sizin sayenizde en azından bu forumda duygularımı ifade edebildim.Bunun için çok minnet duyuyorum.Sizin gibi eminim pek çok sanatçı arkadaşlarımız vardır takip edemediğimiz.Bu günü unutmadığınız ve unutturmadığınız için teşekkürler..Görüşmek üzere..
Yorumlar için sağolun dostlar. Yıllar nasıl da geçiyor. Bu toplum umarım yaşananlardan ders çıkartyordur. Umarım hafızasını önemsiyordur. Umarım, umarım, umarım….
…..İstanbul Üniversitesi,Merkez bina bahçesi…İki tarafı güzelim çam ağaçları ile donanmış bahçenin,merkez bina girişindeki meydanda Atatürk heykeli…Ata’mızın heykelinin iki tarafında elinde bayrak taşıyan genç bir kız ve genç bir erkek öğrenci heykelleri,sanki Üniversiteye giren gençlere yol gösteriyor.Günlerden beri Hukuk Fakültesi boykot’ta.En son,Profösör ders anlatırken,sınıfa yan kapıdan sakince giren ve kürsüye yaklaşarak Hoca’nın kulağına bir şeyler söyleyen gurubun başında uzun boylu,gaggo’nun tanımlaması ile bıyıkları yanaklarını döven,derin bakışlı,karizmatik,kendine güvenli genç arkadaşımız Deniz…
Şimdi Deniz,okul bahçesindeki meydanda, Atatürk heykelinin kaidesinde…Ayağında postal,yeşil parkası sırtında,ceplerinin dışına taşan bir takım evraklar,özellikle sol yumruğu havayı dövercesine etrafını saran bizlere sesleniyor,bağırıyor,haykırıyor,feryat ediyor….
Emperyalizme hayır….
Bağımsız Türkiye….
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti…
ATA’m izindeyiz….
Deniz ve arkadaşları,ne yazık ki,onca yıl geçti,gençlik hala sizin haykırdıklarınızı
tekrarlıyor.Çok üzgünüm,hem de pek çok….
Dünyanın haline bakıp,”Boşu boşuna öldüler” demek mi kötü,yoksa Onlarla aynı tarihlerde doğan milyonlarca insana bakıp “Boşu boşuna yaşamışsınız” demek mi? Bu soru şifreli değil ama biraz hileli.
Herhalde 1990′ın 6 mayısıydı,merak edip,parkta ayaküstü sohbet eden 15,20 kişinin arasına karışınca Halit Çelenk’le Aziz Nesin’i görmüştüm.Halit Çelenk kitabında yazdıklarını anlattı,Aziz Nesin merak ettiği bazı detayları sordu,Toplantı dağılınca Aziz Nesin’e insanların nasıl davranacağını merak ettim.Paris mağzalarından alınmış gibi görünmeyen kıyafetinin içinde Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden biri duruyordu.Abdi İpekçi Parkından Kızılay meydanına kadar rahatsız etme pahasına peşinden yürüdüm.Ne bir araç durdu,ne bir kimse tanıyıp selam verdi,ne bir kız ona dokunmak için histeri krizleri geçirdi.Lise öğrencisi olarak benim için moral bozucuydu,halbuki henüz kimse kendisini yakmaya bile çalışmamıştı.
Adını öldürülen bir gazeteciden alan bir parkta,öldürülen gençleri anan,sonradan öldürülmeye çalışılacak bir yazar… Büyük pazıl ortalık yerde duruyor.
Hileli soruma bir yorum getiriyim:
Hayatı anlamlı kılan uzun olması değildir.
Dört ayak üstündeysen bin yıl yaşasan nedir
Ayşe abla, Hüseyin, Mercan, Arslan ağabey, Şenay hanım; ne güzel yazılar bunlar. Yüreğinize sağlık, varolun.
cem kardeş valla siten.baya şugar BEĞENDİM, şirin bir orta direk gece kondusuna benziyor valla çoook benimsedim allah var.sık sık misafirliğe gelürüh.selam sevgiler sunarım
Onlar daha genç yaşta fidan iken idealleri uğruna toprak olmuşlar. Azıcık ömürlerinde onurlu yaşamışlar ve onurla anılmaktalar. Belkide çok yaşamak marifet değil, marifet onurlu ,ilkeli insan olmaktadır.Genç fidanların bedeninin toprak olmadığı, kardeş katli olmayan, fikri hür güzel günlere
Ne mutlu onlara; hiç yaşlanmayacaklar, bu davanın varisleri hep saygıyla anacak, hep minnet duyacak bu genç, dimdik fidanlara.
cem bey sizin bu konuda duyarlı olduğunuzu bilmiyordum. bir ses böler geceyi çekim görüntülerini izlerken bu konulara ne kadar duyarlı olduğunuza bakmak için internette bakınıyordum. zaten sevdiğimiz bir sanatçıydınız.Devrimcileri en iyi şekilde canlandıracağınızdan eminim. Size saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum..
Teşekkür ederim Uğur Aydın kardeşim.
Yazıda en çok dikkatimi çeken ve bana dokunan yer şurası oldu: “… ağabeylerimizi katlettiler…” Evet, belki de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarında sembolleşen bir kuşağın en önemli özelliği buydu, onlar hepimizin ağabeyi, arkadaşı, sevgilisi, evladıydılar. Onlar gittikçe keskinleşen mücadelelerine karşın halkın içinden olma özelliklerini yitirmediler. Belki de bugünkü mücadelede eksikliği duyulan da bu, devrimcilerin de halkın öz evlatları olduğu gerçeğinin hatırlatılması. Evet onlar bizim de ağabeylerimizdi, onları unutmadığı için bu duyarlı davranışından dolayı Cem Davran’a binlerce teşekkür…
HEMEŞERİN OLMAKTAN SAPINA KADAR GURUR DUYUYORUM SAYIN ABİM.