
AFİŞ (Melekler ve Kumarbazlar)
Yazan: Cem Davran Tarih: 26.09.2009,Cumartesi23 EKİM’DE SİNEMALARDA……………
Yorumlar (6)İYİ HAFTALAR (25)
Yazan: Cem Davran Tarih: 21.09.2009,PazartesiYeni bir hafta daha başlıyor. İlk iki günü tatil sonra tekrar iş başı. İstanbul ara sıra yağmurlu. Artık yağmurlu derken korkarak söylüyorum. Oysa ne kadar çok severim yağmuru. Çocukken pencerede oturur saatlerce seyrederdim. Evet, o zaman da şiddetli yağış olurdu. Çok iyi hatırlıyorum bir-iki tane zemin ya da bodrum katı sıkıntı yaşar, çok uzun süren yağmurlar sonrası bazı mahallelerde su baskınları olurdu. Fakat asla böyle bir trajik manzara yaşanmazdı. Ben çocukken İstanbul’ da İkitelli, Güneşli, Sultanbeyli gibi yerleşim birimleri yoktu. Derelerin taştığı olurdu ama akşam üzeri kırk’a yakın ölüm haberi gelmezdi. Biliyorum ne anlatsam ne söylesem herkesin bildiği şeyler olacak. Yine de susmak istemiyorum. Gazetelerde, televizyonlarda gördünüz değil mi manzarayı. Bir tane ağaç yok ortalıkta. Onbeş yıldır koca şehri yönetenler kendileri hariç herkesi kusurlu buluyorlar. Tabii ki herkesin suçu var. Göç, çarpık kentleşme, oy uğruna verilenler, kadercilik, bilimden bilgiden uzak kararlar, tarihi ve tarihsel dokuyu önemsemeyenler. Saymakla bitmez sebepler. Yıllar önce gencecik bir öğrenciyken izleyici olarak katıldığım panelde, söz hakkı istemiş ve Taksim’den Tarlabaşı’na kadar gerçekleştirilen yıkıma karşı çıkmıştım. Panelistlerden biri haksız bir eleştiri olduğunu söylemiş ve şimdiki geniş-modern yolun hayatımıza kattıklarından söz etmişti. Ben de o istimlakta yıkılan tarihi evleri anlatmış, oturduğumuz Reşatpaşa apartmanının yok oluşunun bizi geçmişsizliğe ittiğini söylemiştim. Aynı yöneticiler Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nun yerine şimdiki kazulet, zevksiz TRT binasını yaptığında ne yalan söyleyeyim sonumuzun kötü olduğunu hissetmiştim. İstanbul’un en eski muhitinde tarih yavaş yavaş yok oluyordu. İşte bu bakış vandalca, güzelim şehre ölümcül darbeler vurdu. Uzun uzun anlatmaya gerek yok herkes kusurlu. Eskinin gecekondu mahallelerinin nasıl rant merkezi haline geldiği, imara açılan alanların kimleri nasıl zengin ettiği ve özellikle son kırk yılda İstanbul’da kimin ne yaptığı apaçık ortada. Ben hariç diye cümleye başlayarak herhangi bir problemi çözebilmek mümkün değil. Aranızda Batum’a giden var mı bilmiyorum. Sarp sınır kapısından geçer geçmez vardığınız bir şehir Batum. Harika caddeleri, tarih kokan binaları var. Şehrin meydanında Çarlık zamanından kalma yapıların arasında bir tane inestetik bina dikkatimi çekti. İşlemeli, oymalı duvarların yanında dışı cam kaplı ruhsuz-zevksiz bir tasarım. Sordum, sizden biri yaptı dediler. İnşaatçının memleketini ve adını da öğrendim ama burada yazmıyorum. Çünkü bu kişisel değil toplumsal bir sorun. Sanatın, kültürün yok olduğu yerde tercihlerin, isteklerin, varolma dürtülerinin sığ olması kaçınılmaz. 2009 yılında kesinlikle bunu hak etmediğimizi düşünüyorum. Mimar Sinan’ın torunlarıysak gerçekten, Mustafa Kemal’in işaret ettiklerini samimiyetle benimsiyorsak eğer tekrar söylüyorum bu saçma durum bize hiç yakışmıyor, hak etmiyoruz. Haftaya karamsar cümlelerle başlamak niyetiyle değil tam tersine hala umut olduğunu, hala birşeyler yapılabileceğini söylemek için yazdım bu yazıyı. Bu yüzden öfkelenmeden, detaylara dalmadan anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. Ülkenin her yanında durum aynı. Kars’a gidin de Batum’dakilere benzeyen binaların yanına neler yapılmış görün. Sayıyla kendimize gelelim lütfen. Hayat damarlarımızdan biri koptu kopacak, izin vermeyelim. Yine şiddetli yağmur yağsın üstümüze ama ıslanmakla yetinelim. Büyüdüğümüz sokakların bizden fazla yaşamasına izin verelim. Doğa’ya rağmen değil doğa’yla birlikte üretelim, tüketelim. Eskiden domates şöyle kokardı, salatalık kıtır kıtırdı, sivri biber tadından yenmezdi hikayelerini önemseyelim. Adı umuda yolculuk olsa da bu yola hep birlikte çıkalım ve hiç geri dönmeyelim. Saygıyla, sevgiyle, muhabbetle iyi haftalar dostlar, iyi haftalar……….
İYİ BAYRAMLAR
Yazan: Cem Davran Tarih: 18.09.2009,CumaHafta sonuna geldik dostlar. Ramazan bitiyor, bayram başlıyor. Koşuşturmaca, yoğunluk derken zaman ilerliyor. İstanbul’u sel aldı, açılım allaha kaldı, Karabulut cinayeti aydınlandı, futbolda hüsran, baskette hayal kırıklığı, sonbahar kapıyı çaldı. Günümüz, gündemimiz sürekli değişiyor. Yepyeni diziler, programlar, bolca sinema filmi ve milyonlarca insan yine hayallere daldı. Bir kaç gün dinleneceğim sonra yine devam. Yavaş yavaş ağıran saçlarım ve yakın gözlüğü ihtiyacım bile durduramayacak belli ki beni. Ara sıra çocukluk resimlerime bakıp biraz durulayım diyorum, ne fayda. Hayat beni çağırıyor tüm ihtişamıyla. Tekrar tekrar söylüyorum. Yaşamdan çalın çalabildiğiniz kadar. Her biriniz ayrı bir renksiniz, vazgeçilmezsiniz lütfen unutmayın. Tek tek yüzlerinizi görmesem de soluğunuzu hissedebiliyor, yüreğinizin çarpıntısını duyabiliyorum. İyilik melekleri her an yanınızda, mutluluk bulutları sürekli tepenizde olsun. Avucunuzun içi hayatın şanslarıyla dolsun, küçük büyük hepinize her gün bayram olsun. Şimdiden iyi bayramlar dostlar, iyi bayramlar……………………
LÜTFEN DİKKAT
Yazan: Cem Davran Tarih: 13.09.2009,PazarSevgili dostlar; gördüğünüz gibi zaman hızla akıp gidiyor. Bir-iki satırla başlayan internet yolculuğumuz, yüzlerce yazı-resim, binlerce yorum ve yüzbinlerce katılım halinde devam ediyor. Bu noktaya gelmemizde site müdavimlerinin katkısı çok büyük. Onlar sayesinde yolumuzu bulduk, paylaşmaktan sıkılmadık ve en önemlisi hep umutlu olduk. Fısıltı gazetesinin çalışması sayesinde binlerce dostumuz aramıza katıldı, katılmaya da devam ediyor. Yakında sitemizin bazı bölümlerinde çeşitli yenilikler, değişiklikler yapmayı düşünüyorum. Düşlediklerimi hayata geçirmem biraz zaman alıyor çünkü biliyorsunuz çok yoğun çalışıyorum. En başta söylediğim ve söz verdiğim samimiyetten taviz vermemek için, ne kadar yoğun olursam olayım sitenin teknik-artistik tüm moderatörlüğünü kendim yapıyorum. Anlamadığım ya da yapamadığım birşey olursa soruyor öğreniyorum ve kendim uyguluyorum. Burada tanık olduğunuz ne varsa hepsinin günahı, sevabı benim boynuma. Başka bir el (profesyonel anlamda bile olsa) değerse büyü bozulacakmış gibi geliyor bana. Dışarıda bile olsam olanları takip ediyor, yorumları onaylıyorum. Mümkün olduğu kadar yazılı-resimli bilgi vermeye çalışıyorum. Zaman zaman ben de paylaşıma katılıyor, hissettiklerimi satırlara döküyorum. Bazı dostlar hala beni facebook ya da msn’de arıyormuş. Tekrar söylüyorum, oralarda ben yokum. Sadece facebook’da benimle ilgili bir hayran sayfası var. Kimlerin yaptığını bilmiyorum ama zararsız bir şey gibi görünüyor. Adı üstünde hayran sayfası. Fakat onlarca Cem Davran profili gördüm facebook’da, işte bu hiç hoşuma gitmedi. Belki de o sahte Cem Davran’lar için bir önlem alacağım. Benim ismimle insanların kandırılmasından rahatsız oldum. Bu konuyu fazla uzatmayacağım ama lütfen hepiniz bilin ki şu kardeşiniz sizi çok hem de çok önemsiyor. Zaman elbette tüm düşlerimi gerçekleştirmeme fırsat vermeyecek. Hem özel hayatım hem profesyonel hayatım benim direksiyonumda sorunsuz ilerliyor. Ufak tefek nazar boncuklarını dert etmiyor, güne uyanmanın keyfini çıkarmaya çalışıyorum. Yazın bir film çektik biliyorsunuz, Melekler ve Kumarbazlar. Montajlı halini izledim, yüreğim rahat. Çok güzel bir sinema filmi oldu, göreceksiniz. Yaz sonuna doğru Çöz Bakalım başladı. İnanılmaz keyif aldığım, çekimde kaptırıp heyecanlandığım bir proje. Yazın yapılan stok kayıtların yayını bitti. Şimdi yeni sezon Çöz Bakalım’lar başlayacak. Çok önemli değişiklikler yaptık, izleyince şaşıracaksınız. Ve geldik Güzel Bir Gün’e. Kişisel yolculuğumun en önemli projelerinden biri. Uzun zamandır düşlediğim, kafa yorduğum, beklediğim, ciddi zaman ayırdığım günlük program. Son derece yetenekli bir ekiple neredeyse gece gündüz çalışarak kafamızdaki Güzel Bir Gün’e ulaşmaya çalışıyoruz. Bu üç alanda (sinema-yarışma-gündüz programı) uzun yıllar emek vermeye, yüreğimin sesiyle yol bulmaya ve son ana kadar umudu önermeye kararlıyım. Tanrı hepimizin yolunu açık etsin.
ÇIRAK
ÖNEMLİ NOT….. Hemen yan tarafta GÜZEL BİR GÜN, ÇÖZ BAKALIM, MELEKLER VE KUMARBAZLAR için özel sayfalar mevcut. Bu üç projeyle ilgili paylaşımlar için bu özel kategorileri kullanmanızı öneririm.
İYİ HAFTALAR (24)
Yazan: Cem Davran Tarih: 7.09.2009,Pazartesiİyi haftalar derken bir anda çarşamba gününe geliverdik. Hep aynı şey oluyor zaten. Zaman fütursuzca ilerliyor. Biz de boş kubbede hoş bir seda bırakmaya çalışıyoruz. Bu akşam yine Kanal D’de ÇÖZ BAKALIM var. Bulmaca çözmeyi seviyoruz madem buyurun o zaman. Akşama bendesiniz, bekliyorum vallahi. Allah ne verdiyse sofraya koyarız. Aç kalkarız, tok kalkarız bilemem ama kimsede şişkinlik olmaz. Ruhunuz arınır, beyniniz rahatlar bu arada iki lafın belini kırarız. Fazla uzatmayayım ocakta yemeğim var, daha ortalığı toparlayacağım, bekleyen çamaşırlar falan derken gün geçecek. Haydi akşam görüşürüz……………….
İstanbul’da hava mavi-gri olmaya başladı. Nedendir bilmiyorum yıllardır ilk defa bu muhteşem şehir, çocukluğumdaki iklimi yaşıyor. Yaz akşamları serin geçti, sonbahar tam zamanında ve hüznüyle birlikte geldi. Bir iki gün pastırma yazı, hemen sonra yağmurlar ve erken başlayan gece. Hava durumu sunar gibi bir halim var farkındayım. Elden ne gelir, bunun adı aşk. Bir şehire insan nasıl aşık olabilirse öyle. İstanbul bana her haliyle güzel geliyor. Ne kadar yaşlanırsa yaşlansın içimdeki tutku bitmiyor. Gecesi ayrı güzel gündüzü ayrı. İster yağmur yağsın ister kar, bende her daim şiir yazma isteği uyandırıyor. Burada doğup büyümek ve burada ölmek. Ne büyük bir şans aslında. Sözün özü dostlar; sizlere İstanbul kadar güzel günler diliyorum. İyi haftalar olsun, iyi haftalar.
*** Fotoğraf İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin web sitesinden alınmıştır.








