ALEVLİ GÜNLER TURNELERİ VE SEYİRCİ

Yazan: Cem Davran Tarih: 10.08.2010,Salı

   

  

  

  

Alevli Günler oyunumuza bir süreliğine ara veriyoruz. Bildiğiniz gibi tahmin edilenin çok üzerinde oyun oynadık ve gerçekten kısa zamanda çok fazla izleyiciye ulaştık. Özellikle İstanbul dışı turnelerde, her gittiğimiz yerde binlerce seyirci bize eşlik etti. Şimdi biraz duruyor ve dinleniyoruz çünkü yeni sezonda İstanbul seyircisiyle buluşmamız var. Sonbahar’da üç-dört sahnede birden perde açacağız. Geçtiğimiz kış sezonunun sonuna doğru oyunumuzu çıkardığımız için henüz İstanbul’lularla bir araya gelemedik. Sizinle, son yaptığımız turnelerden özellikle rastgele çekilmiş seyirci fotoğraflarını paylaşmak istedim. Üstlerine tıklayınca fotoğrafları büyütebilir ve nasıl paylaşımlar yaşandığını daha yakından görebilirsiniz. Hepinizin huzurunda, gittiğimiz yerlerde birlikte tiyatro cümleleri kurduğumuz dostlara teşekkür etmek istiyorum. Heyecan verici bir ilgi gördük, layık olmaya çalışacağız. Tiyatro’dur, iyidir…………………..

  

İşte bunlar da önceki gece oynadığımız oyundan. İstanbul Selamiçeşme’deki Özgürlük Parkı’nın içinde bulunan tiyatro tıklım tıklım doluydu. İçerideki seyirci kadar dışarıda kalan oldu. Tiyatro meraklıları saatler önceden kuyruğa girmişlerdi. Çok sıcak ve rutubetli bir hava olmasına rağmen, coşkulu bir seyirci ile keyifli bir akşam olması için elimizden geleni yaptık.



İYİ HAFTALAR (54)

Yazan: Cem Davran Tarih: 9.08.2010,Pazartesi

Ayvalık ve Güre oyunları çok güzel geçti. Binlerce seyirciye ulaştık. Açıkhava tiyatrolarında oynamanın zorluğu ve sıcak hava dışında bir sorunumuz olmadı. Bu gün son yaz oyunumuzu İstanbul-Göztepe’de oynayacağız. Bu arada söyleyeyim, İstanbul berbat bir rutubetin esiri olmuş durumda. Yaşlıların ve hastaların tanrı yardımcısı olsun. Sonunda olacağı buydu. İklimler allak bullak oldu. İnsanoğlu kendi elleriyle dünyayı yaşanmaz hale getirdi. Neyse, size biraz turne notları aktarayım bari…

Bir hafta boyunca Cunda girişindeki Erol Hotel’de kaldık. Yolunuz Ayvalık tarafına düşerse tavsiye ederim, mutlaka konaklayın. Mis gibi kokan, pırıl pırıl, deniz kenarında sempatik bir butik otel. Son derece misafirperver Nergiz hanımefendi, oğlu Burak ve diğer çalışanlarıyla, kendinizi evinizde hissedeceğiniz samimi bir ortam. Kendilerine, turnemize renk kattıkları için de ayrıca teşekkür ediyorum. Bu arada Erol Hotel nasıl tertemiz ise rastladığımız yol üstü mekanları hatta oynadığımız açıkhava tiyatroları da son derece bakımsızdı. Ben gittiğim yerde önce tuvaletlere bakarım. Koskoca belediyelerin sanat mekanlarının tuvaletleri içler acısı. Bir allahın kulu görüp te müdahale etmemiş. Her zaman olduğu gibi genetik temizlik sorunumuz devam ediyor. Haftanın bu ilk günü nereden çıktı bu b.ktan muhabbet demeyin, önemli. Medeniyet bence tuvaletlerden başlıyor. Hani “içine ederim ben böyle sanatın” var ya aşağı yukarı gerçekleşmiş gibi. Fazla uzatmayacağım bu temizlik eleştirisini dostları kırmamak için ama acı söylemek zorundayım kimse kusura bakmasın. Umarım havalar normalleşir ve rahat nefes almaya devam ederiz. Hepinize rutubetsiz ve iyi haftalar dostlar, iyi haftalar……….



YAZ TURNELERİ

Yazan: Cem Davran Tarih: 27.07.2010,Salı

ALEVLİ GÜNLER yaz turneleri devam ediyor.

31 Temmuz……..ALTINOLUK
05 Ağustos……..AYVALIK
06 Ağustos……..GÜRE
09 Ağustos……..GÖZTEPE PARKI (İST)

Birkaç turneden sonra biraz ara verip kış sezonuna hazırlık yapacağız. Alevli Günler yeni sezonda İstanbul’da epeyce oynanacak, uygun bir zamanda yakışır bir gala yapılacak. Bu arada bendeniz de televizyonun neresinde olacağım ya da olacak mıyım karar vereceğim. Bu sezonu sinemasız geçtim, bu hoşuma gitmedi. Gelen projelerle bir türlü uyuşamadım. Sinema’ya da özel ilgi gösterilecek. Şimdilik yapılacaklar bunlar dostlar. Sürprizlere hazırlıklı olmalı, keyifler yerinde olmalı, çiçek dalında solmalı. Haydin görüşürüz……………..

Altınoluk oyununu oynadık ve çok başarılı geçti. Yaklaşık dört bin izleyiciyle keyifli bir tiyatro paylaşımı gerçekleştirdik. Sırada Ayvalık ve Güre var. Boş birkaç günde Ayvalık-Cunda civarında dolanıyoruz. Bu sene leyleği havada gördük, fena da olmadı. Aslında bir Cunda yazısı gerekiyor ama öyle üstatlar döktürdü ki şimdiye kadar, bu topa hiç çıkmayayım dedim. Benim için buralar baştan sona Bekir Coşkun kokuyor. Tanışmıyoruz ama dün akşam gıyabında bir kadeh kaldırdım. Eksik olmasın hayatımızdan. Herşey gönlünüzce olmaya devam etsin, görüşürüz……



12 EYLÜL

Yazan: Cem Davran Tarih: 24.07.2010,Cumartesi

12 EYLÜL
Belki 12 Eylül’e daha var ama yazı-tarih senkronunu çok önemsemeden notlarımı sizinle paylaşmak istedim. Elbette şu sıralar çok konuşulması da bir sebep. Başbakan’ın güncel siyasi retoriğini “darbe” duygusuna oturtması, liderin doksan küsür yaşında ortalıkta olması, oportünist kitlelerin mal bulmuş mağribi gibi konuya balıklama dalması ve herkesin söz birliği etmişçesine aynı dondurulmuş bakışla yaklaşması da diğer sebepler. Küçük notlarımdan bir yazı, bir muhabbet çıkarmaya çalıştım ben de. Biraz hikaye tadında biraz da günlük tutar gibi. Okuduktan sonra yaşı yetenlerle o dönemi konuşmak isterim. Belli mi olur bir bakarsınız yeni bir dil, yeni bir jargon oluşturmuşuz.
Devamını oku »



İYİ TATİLLER

Yazan: Cem Davran Tarih: 15.07.2010,Perşembe

 

Bir süredir tatildeyim tahmin etmişsinizdir. İşin doğrusu benim için en güzel tatil çalışmak ama arada sırada kafayı boşaltmak da iyi geliyor. Özellikle kültür turizmi çok hoşuma gidiyor. Yukarıdaki fotoğraflar Patara’dan. Dünya’nın en uzun ve en muhteşem sahillerinden biri, Likya medeniyetiyle kol kola yaşıyor. Bu güzel ülkenin aşağı yukarı her tarafını görmeme rağmen hala hayretler içinde kalıyorum. Medeniyetlerin, kültürlerin, kıtaların buluştuğu bu topraklar tanrının bir armağanı bize. Uzun ve geniş bir şekilde tatil-kültür turumun ayrıntılarını paylaşacağım ama şu kadarını söyleyeyim biz bu muhteşem armağana hala kötü davranıyoruz. Özellikle size Kaş’ı anlatmak istiyorum. Bana bu kadar sessizlik yeter, kaldığımız yerden devam ediyoruz dostlar, size de iyi tatiller…..

  

  

Gezip gördüklerimi ufak ufak paylaşmaya devam ediyorum. Demre’de Noel Baba Kilisesi’ne ve Myra Antik Kenti’ne uğradım. Birbirine çok yakın iki mekanı görmenizi özellikle tavsiye ederim. Noel Baba, Saint Nicholaos, Santa Claus, hangi isimle biliyorsanız bilin önemli bir tarihi figür. Öldükten sonra yapılan kilise çok güzel, Ortodoks’lar için hac mekanı. Myra antik kenti’ne söyleyecek söz bulamıyorum, muhteşem. Likya ittifakı’nın önemli kentlerinden biri. Tiyatro’su çok hoş. Kaya Mezar’ları da öyle. Yukarıda iki mekanda çektiğim fotoğrafları büyütüp görebilirsiniz. Özellikle tiyatro masklarından bir tanesinin yakın fotoğrafını koydum çünkü densizin biri maskın ağız bölümüne çakıl taşı yerleştirmiş, biraz uğraştım ama çıkaramadım. Gezip gördüğüm mekanları ve hissettiklerimi size en yalın cümlelerle, içimden geldiği gibi aktarıyorum. Tarihler, detaylar ve süreçlere özel ilgi duyanlar kendileri araştıracaklar artık. Ben yüreğimin çektiği fotoğrafları dostlara iletiyorum sadece. Zaten Güneşin Ülkesi Likya’yı mutlaka inceleyin ve öğrenin derim. Parlamento’su, kentlerin oy kullanma biçimi, sosyal yapıları çok enteresan. Bu arada mutlaka Müze Kartı çıkartın kendinize. Çok basit, herhangi bir müze girişinde kimliğinizi veriyorsunuz, beş dakikada müze kartınız oluyor. Bedeli 20 TL.( Öğrenci 10TL) Bir yıl Kültür Bakanlığı’na bağlı müzeleri bedava dolaşıyorsunuz. Kimin aklına geldiyse tebrik ediyorum, harika bir uygulama. Kültür Bakanlığı bütçesini de hatırlatmak istiyorum. Ülkenin genel bütçesi içinde Kültür Bakanlığı bütçesi binde beş civarında yani yüzde bir bile değil. Bu utanılacak bir durum. Sözler bazen yetersiz kalıyor ama susmak ta olmuyor. Yine de bu ülkeyi çok seviyorum ne yapayım. Satırların devamı gelecek, şimdilik bu kadar……..

Unutmuşum; bir de Mavi Yengeç var Demre’de. Sahilde Tutku Restaurant’ta oturup keyifli bir yemek yenmeli ve Mavi Yengeç’in tadına mutlaka bakılmalı. Şu ana kadar anlattıklarım çok pahalı şeyler değil söylemek isterim. Son derece makul bedellerle gerçekleştirilebilir. Zaten gezip gördüğüm yerleri bir de bu açıdan değerlendiriyorum. Ülke turizminin önemli sorunlarından biri de bu; yerli-yabancı turist’e yolunacak kaz gözüyle bakmak. Özellikle Kaş, Demre gibi bölgeler bu açıdan çok iyi. Misafir ettikleri insanları kazıklamadan ağırlıyorlar. Gönül ister ki bu ülkede en alt ekonomik seviyede olan insanlar bile bu gezileri rahatça yapabilsin. Çok önemli sayıda vatandaşın böyle bir şansı olmadığını biliyor ve üzülüyorum. Ben çocukken babamın memur maaşıyla biz de zorlanıyorduk. Tatilde Marmara Denizi ve Adalar’ı bir de İstanbul Boğazı’nı kullanıyorduk. Küçücük çocukken, mahalleden arkadaşlar toplanır troleybüs’le boğaz’a inerdik. Karaya bağlı tekneler arasında akıntıyla birlikte yüzer, acıkınca annelerimizin hazırladığı ekmek arası yemekleri çıkarır, yakındaki bir bakkaldan fruko gazoz alır günü tamamlardık. Yüzmeyi böyle öğrendim biliyor musunuz. Benim fikir yine firar etti, bakın güney sahillerinden nerelere geldim. Ne de olsa İstanbul çocuğuyuz, insan özlüyor. Yaz muhabbetleri devam edecek dostlar, izninizle ben şu Akdeniz’li arkadaşlara balıklama nasıl atlanır gösterip geleyim………