NİYE ?
ARSLAN KACAR
NİYE ?
Okan bir süre, Ayten’in gözlerinin içine baktı. Ayten, inadına gözlerini kaçırmadı. Okan, genzinin kurumuş soluğuyla “Kararlı mısın ?” diyebildi. Ayten, evet anlamında başını salladı. Elini uzatıp “Hoşça kal” dedi. Okan, inanmak istemedi. “Emin misin ?” diye üsteledi. Eli hava da kalan Ayten, dönüp yürüdü. Okan, arkasından baktı.
Ayten, kaldırım kenarına park edilmiş, beyaz otosuna yanında durdu. Kapısını açtı. Otoya binmeden, dönüp Okan’ya baktı. Okan, ağladı ağlayacak gibiydi. Ayten, otosuna bindi. Oto, usulca asfalt yola düştü. Okan, gözden yiten otoya bakıp kaldı. Sigara paketini çıkarttı. Tek kalan sigarasını yaktı. Derin bir nefes çekip, öfkeyle dumanını üfledi. Boş paketi, elinde sıkarak yürüdü. Sökün etti, anılar.
İlk karşılaşmaları. Tanışma süreci. Elele tutuşmaları sıcağı, yüreğini acıtarak esti. Niye’ler, beyninde voltadaydı. Beşiktaş’ın bağrına inen yokuş bitti. Uğur Mumcu Anıtı’nın önünde, bir süre kararsız durdu. Canhıraş kadın sesine döndü. Sakalları yüzünü gölgeleyen Genç, kolundan tuttuğu Kız’ı tartaklamaya çalışıyordu.
Kız, diklenip bağırıyordu. Genç, Kız’ın kolunu bırakıp, ağır adımlarla yürüyerek, kalabalığın arasına karıştı. Kız, öfkeli gözlerle, Genç’in arkasından baktı.
Birden, Okan’nın kendisine baktığını farketti. Okan utanıp, gözlerini kaçırdı.
Elinde sıkmaktan küçülen sigara paketini, çöp kutusuna attı. Kaldırım kenarında, birikenlerin arasına yürüdü. Yeşil ışıkla birlikte, karşı kaldırıma geçti. Aklında Ayten’le, Kabataş’a kadar yürüdü. Nereye gideceği şaşkınlığıyla, bakındı.
Niye’nin cevabını bulamamanın öfkesiyle, kendi kendine “Niye ?” diye mırıldandı. Motor iskelesine baktı. Aklından karşıya geçmek geçti, vazgeçti. Büfeye doğru yürüdü. Marka adını söyleyip, sigara aldı. Aceleci tavırla, paketi açıp sigara çıkartıp yaktı. Deniz kıyısına yakın banka yürüyüp, oturdu. Bir süre denize baktı. Deniz, Ayten gibi gülümsüyordu. Sigarasından derin bir nefes alıp, dumanın üfledi.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN’ın, Ayten şiiri gelip oturdu aklına.
Ben bir Ayten’dir tutturmuşum oh ne iyi
Ayten’li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten’e beş var
Ya da Ayten’i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten’i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten’li iki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok
Ayten’i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten’i dü?ünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi
Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada
Aşkın adı Ayten olsun…
Asma köprüyü geçen Ayten, beyaz otosunu Ankara yoluna vurdu. Ağır bir yükten kurtulmanın yorgunluğuyla, derin derin soluklandı. Otonun radyosunu açtı. Genç kadının şarkısı, otonun içine doldu.
SEVMEKTEN KİM USANIR
TADINA DOYUM OLMAZ
HANGİ GÖNÜL USLANDI AH
SEVENLE OYUN OLMAZ
Ayten, radyo kanalını değiştirdi. Şenşakrak darbuka solosu, otonun içine oturdu. Ayten’in direksiyondaki el parmakları, usul usul darbukanın ritmine tempo tutmaya başladı. Asfalt yolu açık görünce, gaza bastı. Beyaz oto, yaylanarak gözden yitip gitti.
Okan, düşmüştü bir kez, niye’leriyle Ayten labirentine.
Ümit Yaşar, mısralarıyla konukluğunu sürdürdü.
Ayten’i Markiz pastanesinde vurdular
Onu ben vurdum
Ayten kanlar içinde düştü yere
Bense ağlıyordum
Şimşek gibi loşluğunda Markizin
Bir usturaydı ellerimde parlayan
Vurdum ve baktım dağılmış yüzüne
Dedim; o da güzeldi bir zaman
Onun da gözleri vardı, dudakları vardı
Mermerler dile gelirdi konuşunca
Ya elleri her zaman duygulu, serin
Başım dönerdi ellerini tutunca
Önce bir garson gördü ikimizi
Sonra yabancı adamlar gördü, kadınlar gördü
Ayten’i hiç ayıplamadım
O anda kim olsa ölürdü
Renkli bir balon gibi sönüverdi
Koluna gömleğimin kanı damladı
O lekeden başka şimdi
Ayten’den eser kalmadı
Aldılar götürdüler beni
Bu cinayetin hesbını sordular
Dedim; Ayten’i ben vurmadım
Onu Markiz pastanesinde vurdular.
Okan, havanın kararmaya başladığıının farkına vardı. Cevap bulamadığı “Niye’yle” kalktı. Karşı kaldırıma geçip, geçen taksiye el etti. Taksi durdu. Okan, taksinin ön koltuğuna oturup, “Fatih” dedi. Taksi, trafiğe karıştı.
Ayten, beyaz otosuyla konaklama yerine girdi. Otosunu park edip, indi. Birbirine karışan gürültü yumağıyla, tuvalet tarafına yürüdü. Duvarları yeşile boyalı binanın merdivenlerini inip, kadınlar bölümüne girdi.
Okan, bodrum kattaki evinin kapısını açıp, loş salona girdi. Kapıyı kapatıp, elektrik düğmesine bastı. Az eşyalı salon, aydınlandı. Buzdolabından rakıyla buz çıkarttı. Yıkanmış bulaşıkların içinden, ince uzun bardağı aldı. Bardağın yarısını rakı doldurup, iki tane buz parçası attı. Rakı, ince bir beyaz sisin sinsi büyümesiyle ağarmaya başladı. İlk yudumda, buz parçalarının şıkırtısıyla bardağı yarıladı. Televizyonu açtı. Bir süre, iç karartan haberlere baktı. Yatak odasına gidip, elinde renkli karton bir kutuyla salona döndü. Rakı bardağını alıp, kanapeye oturdu.
Karton kutuyu açıp, fotoğrafları çıkarttı. Ayten’li fotoğraf destesine tek tek baktı.
Buzları erimiş, rakı bardağını bir yudumda bitirdi. Şarkı mırıldanmaya başladı.
Elele tutuşup gezdiğim anı
Unutursun diye çok korkuyorum
Yeni bir sevgili bulunca beni
Unutursun diye çok korkuyorum
Elindeki fotoğraf destesini savurdu. Salonun içi, Ayten’in yüzüyle doldu.
Kalkıp tuvalete yürüdü. Işığını yakıp, girdi.Klozete uzun uzun işedi. Ayna da yüzünü farketti. Ölümün sararmışlığıyla yüzleşti sanki. Aynanın önünde duran, iri cam bardağın içindeki usturaya baktı. Aynadaki sararmış yüzünde, iştah ışıdı. 6.Mayıs.2010






Teşekkürler Arslan Gaggo.
İç burkan,yürek sızlatan bir öykü…
Niye’lerin peşinde koşmak,niçin’lerin cevabını bulmak yerine ölümü seçmek,terkedilen Okan’lar için zayıflık,iradesizlik,çaresizlik olur..
Ayten’ler çoğu kez terkedilenler olur ama öykünüzde terkedilen Okan olmuş,iyi mi olmuş,kötümü mü olmuş,bilinmez ama Niye’nin cevabı yine iki yürektedir.
Bazen insan pekala cevabını bildiği bir NİÇİN’e ısrarla esaslı bir yanıt arar.Aslında cevap basittir ve biliyordur ama bir türlü kabul edemez.Çünkü cevaplar karşılıklı iki yürek arasında çoktan verilmiştir.
Zamanla sevgiler,aşklar,tutkular,vazgeçilmezler yıpranmaya mahkumdur.Bütün bunlar yerini bıkkınlığa,umursamazlığa,kaçışlara bırakacaktır.
Ayten kaçmıştır,artık umursamıyordur ve bıkmıştır…
Okan,terkedilmiştir,umursanmamak henüz kabul edeceği bir olgu değildir ve Niçin’in cevabını aramak Okan için zor,meşakkatli,yokuşlu bir yoldur…Yanıtını kendisi pekala biliyordur ama içine sindiremiyordur…
Öykü,Aşkın,çok önemli bir evresi olan Tutkulu dönemin bittiği yerde başlıyor ve sona eriyor.
İlettiğiniz için tekrar teşekkürler gaggo.
Not;Bu öyküde geçen,Akaretler yokuşu,Kabataş İskelesi ve Beşiktaş Meydanı ile sahildeki banklar’a özlemlerimle.
Ayşe ablama teşekkür ederim.
Okan, ölümü mü seçti ? Bilinmez.
Günümüz modası AÇILIM olduğu için, NİYE’leri de tartışalımistedim.
Sevgiler selamlar.
Okan aynaya baktı, sararmış yüzünü, kirli sakalını gördü. Kendi kendine “yürü be Okan” dedi. Usturayı alıp güzel bir sakal tıraşı oldu. Lavabonun kenarında duran after-shave’den yüzüne biraz sürdü. Sararmış yüzü biraz renklendi ve yanmaya başladı. Üstünü başını değiştirdi, doğru mahalleden arkadaşlarının yanına gitti. Sabaha kadar şarkı-türkü söyleyip eğlendi. Okan sadece kısa bir süre hayatla dans etti, ter attı. Yorgun, argın eve gelip yattı uyudu. Sabahın ilk ışıklarıyla güne uyanmanın tadını çıkardı ve devam etti. Yaşamaya, ağlamaya, gülmeye, var olmaya…………..
Cem kardeşim
konuyu pıçiginden (kuyruğundan) yakalamış yine…
UMUT demekten yorulmadığım için, yorumunu Okan’a daha yakışır buldum.
Ölüm, kaçışa el vermek olur yoksa.
Niye’lerimizi akılla çözmenin
ve yaşamın devam ettiğinin farkında olmanın umuduyla…
Arslan Gaggo’nun öyküsünün sonunu en güzel Cem Kardeşim getirmiş.Tam günümüz Okan’larına göre bir son…Hatta usturayla bir güzel traş olurken,”ağlama değmez hayaaaaaat,bu göz yaşlarınaaaaa…”diyerek bir şarkı da tutturmuştur sanırım.Üzerinden bir yük kalkmış,kendini hafiflemiş hissetmiştir.Nice zamandır,artık hevesini aldığı bu ilişkiden sıkıldığını,ayrılmak istediğini söyleyemediği AYTEN,daha yürekli davranıp,ikisinin de arzuladığı son’u getirivermiştir…
Ah!ne erkek kızdır şu Ayten be…Boşuna sevmemişim bir zamanlar,helal olsun kıza yahu….
Arslan Gaggo,Okan’ın intihar etmediğini anlamıştım.Nerde kaldı bizim masallardaki “Ölümüne sevdalar”….Günlük,hatta saatlik yaşanan aşk’lar,sözünü ettiğiniz “açılımlar”kadar moda..
Ayşe ablam
NİYE’ler dolu yaşama, bir pencere açayım dedim.
Okan için, düşüncelerimizi tokuşturuyoruz.
Ama bakalım Okan o mu ?
Belki de Okan, usturadan medet ummayacak ama unut gitsin de diyemeyecek.
Dese de, beyin bir köşesinde pusuya yatıracak.
Hiç umulmaz an da, haykıracak. Niye ?
Sevdalar, sevdalandık sanılar unutuldu mu ? Bence hayır.
Ayten’in gidişine mahkum olan Okan, niye’sinin cevabını bulmaya çalışacak.
Yüreğine başka sevdalar düşse de, Ayten’li niye’si, bohçasında cevap bekleyecek.
Her şeye rağmen, yaşam sürecek.
Dudak kıvrımlarımız gülümsemeye ışısa da, niye’lerimiz demlenecek.
O kadar çok niye var ki…
Niye dostliklar pamuk ipliğine bağlıdır ?
Niye korkaklar, doğru olanlardır ?
Niye insanlar doymaz ?
Niye kan durmaz ?
Arslan Gaggo,öyküde geçen Okan,ayni Okan mı,yoksa başka Okan mı bilmiyorum.Ama gözlemlediğim Okan’lar,benim Okan’ı çok andırıyor.Mesleğim sebebiyle karşılaştığım Okan’lar içinde,pek çoğu,sorumluluktan kaçan,havai,gidişleri bol,gelişleri tantanalı olanları vardı.Erkeklerin böyle duygusal takıntılarının,kadınlara nispeten fazla olduğunu düşünmüyorum.Tabii ki bu bir kural değil ama nedense,genel kanı kadınların daha duygulu olduğudur.Sizin Okan’ın da,yıllar sonra durup durup Ayten NİYE’sini bohçadan çıkaracağı bir varsayım veya temenni olmalı…
Romanlarda,belgesellerde,araştırma yazılarında okuduğumuz kadarı ile “ilk aşk” denilen şey zor unutulurmuş.O da çok genç yaşlarda yaşandığına göre,adına aşk denir mi bilinmez.Sizin Okan’ın Ayten’e olan sevdası ilk değildir sanırım.Bakıyoruz ki,Okan,rakı-sigaraya iyice alışkın,demek toy delikanlılık yaşını biraz geçmiş.
Son yorumunuzun,son satırları ilginç.
Dostluklar,iyi insanlar….Niye,niye,niye…Vakit buldukça bu konuları tartışabilsek keşke,
çok isterdim.
Selam ve sevgiler kardeş.
Not;Bu arada konu sadece Okan olmamalı,giden Ayten ne yaptı acaba,Cem Kardeş buna ne diyor?
arslan abi öykü çok etkileyici tiyatrocuların bu yönünü çok seviyorum umarım bende büyüyünce sizler kadar iyi bir tiyatrocu olabilirim hoşcakalın saygı ve sevgilirimle
SULTAN MERVE
Ayşeablam
Genelde yazdıklarıma tanışadlar koyarım.
Bu Okan, o Okan değil. Adı benzer yalnızca.
Sorumluluktan kaçan Okan’lar kadar elbet te Ayten’ler de var.
Dedim ya, derdim niye’lere kılçık atmaktı.
Duygusal takıntılar iki tarafta da var. Kadınlar daha akılcı davranır. Çünküseçen o olur. Doğada da öyle değil mi ?
Adına ne denilirse denilsin, “ilk aşk’lar, unutulmazlara yazılır” demek doğru olur.
Okan’ın ilk sevdası Ayten. Uzun süren birliktelikleri olmuş. Yaşları başları orta çizgilerde. Ya da öyle düşündüm.
Son satırlar, toplumumuzun kangreni. Vakit buldukça bu konuları tartışabiliriz.
Ayten ne yaptı’nın cevabını, bende Cem Kardeşimin yorumuyla bilmek isterim.
Sevgiler, selamlar.
Sultan Merve kardeşimin
temennilerine teşekkür ederim.
Ulaşmak istediğiniz, sizden ne istiyorsa (Eğitim, çalışmak, gb.) onları yapın.
İstediklerinize ulaşmanız süpriz olmaz.
Sevgiler selamlar.
Okan aynaya baktı, sararmış yüzünü, kirli sakalını gördü. Gözü aniden aynanın yanında duran usturaya ilişti, Ustura tüm ışıltısını kaybetmişti.
“Amaaan ya! şu Ayten de adamda kafa bırakmıyor ha! gelirken üç jiletli kaygan başlıklı tıraş bıçağı alacaktım unuttum görüyormusun!” diye kendi kendine söylendi…
Okanlar ve Atenler ilişkileri yıpranmışsa öyle tokalaşıp asil bir şekilde ayrılmıyor artık.
şöyle ki; Okan ” Bak kızım delikanlıyız biz! öyle karar verdim ayrılalım demekle olmaz bu işler! onu söyleyecek bi kişi varsa o, da benim, ancak ben ayrılalım dersem ayrılırız!”
Ayten ” Bıktım lan! senden düş yakamdan bu işler öyle aleme delikanlı görünmekle olmuyor!her gün sigara paranı veren ben yemek paralarını ödeyen yine ben, üstüme mi zimmetlisin lan sen!
Okan “Kızım bak! ayar etme beni bunun delikanlılıkla ne alakası var iş varda biz mi çalışmadık? hem ne olmuş sevenlerin arasında paranın lafımı olur”
Ayten ” Olur Okan efendi olur beş yıl sürerse olur. Peki sana şirkette zar zor bulduğum seninse sadece üç gün çalışabildiğin işe ne demeli hıı!. Neymiş efendim zırt pırt telefon çalıyormuş yahu! zaten senin görevin de telefonlara bakmak değil miydi?”
Okan ayağa kalkarak ” öff amma uzun ettin ha! daha eve gidip tıraş olucam sen şurdan bi beş tl ver de traş bıçağım yok bunları sonra konuşuruz” deyip elini uzattı. Okan’ın eli bir süre havada kaldı. Ayten öfkeyle çantasını parçalarcasına karıştırıp cüzdanını çıkardı, Okan’ın havada duran eline beş tl yi çarparak ” Al işte al kefen paran olur innşallahh!” dedi tam o sırada korna sesi duyuldu Ayten’i şirkete götürecek servis aracı gelmişti. Ayten kafasında “Niye? Allahım niye ben?” diyerek servisine doğru yol aldı…
Ayten’e gelince; arabasına bindi ve yakın bir arkadaşına gitti. Uzunca süre dertleştiler. Ne de olsa yaşadıkları vardı ama şimdi de bambaşka atıyordu kalbi. Arkadaşı “Sedat’tan bahsettin mi?” diye sordu. “Hayır. Bilsin istemedim. Sadece bir başkası yüzünden olduğunu düşünür o zaman. Aldatılmak erkekleri hırçınlaştırır.” dedi. Arkadaşı “bir gün öğrenecek ama” dedi. Ayten cevap vermedi, omuzunu “ne yapayım” der gibi aşağı yukarı oynattı ve “eee sen de ne var ne yok, seninkiyle nasıl gidiyor” deyip konuyu değiştirdi. İki kadın saatlerce hayatı ve erkekleri konuştular ama bir daha Okan’ın adı geçmedi………………….
Mercan,Cem Kardeş ve ben,hepimiz ağız birliği etmiş gibi,Arslan Gaggo’nun Okan’ı üstüne çullandık.Halbuki o Okan başka Okan…Arslan Gaggo öyle diyor.Tamam öyle olsun…Biz yanılalım…
Mercan,yorumun beni çok güldürdü,tam da benim tanıdığım Okan’ları anlatmışsın.
Ayten,şimdi ne yapıyor acaba,ne kadar inkar
etse de,yeni kavak yeline kendini kaptırmış gidiyordur.Hani kadınlar daha duygusaldır,kolay kolay gidemezler,çabucak unutamazlar dedim di ama,galiba yanıldım.Cem Kardeşimin yorumu da olasılıklar içinde…
Aşkların,ilişkilerin üstünde kullanım kılavuzları,son kullanma tarihleri,garanti belgeleri olan bir hayat pratiğinde,Ayten’in aldatmadıysa bile Okan’dan ayrılmadan önce başka birini yedeklediğini düşünürüm.Kız “boş mu” kalsın? Ayten Sedatla birliktedir sonra mahmutla tanışır sedatıda terkeder,sonunda hayatının erkeği Hayrullah olur,zaten yaşıda geçemek üzeredir.Onunla evlenir.Hayrullah hayırlı adamdır.
Okan ne yapar?Onun ilk aşkı,epey üzülür.Arabesk meyhanelere takılır.Acı çeker.Sonra eninde sonunda aklı başındaysa,Nurteni bulur yada nurten onu bulur.Nurteni sever Ayteni unutur.
Tabi bu büyük bir genelleme.Yoksa Okan da Ayten de modern çağın mecnunla leylası olmak gibi istisna işlere de girişebilirler.
Hüseyin Bey kardeşim,siz de Ayten’i çok kolay sattınız yani…Belki Sedat,aradığı, hayatının adamıdır.Sizin Ayten daldan dala konan bir kuş gibi çırpınırken,Okan,Nurten’i ne ara buldu,meyhanelerde arabesk dinlerken mi?
Arslan Gaggo’nun öyküsü ne hallere geldi,Adapazarı turnesinden dönse de okusa diyorum…
Bugün benim doğum günüm…
Cem Kardeşimin dediği gibi,annem öyle söylemişti.Babamla bir olup öyle karar vermişler ve bu güne denk gelmiş.
Yaşım derseniz,Teoman’ın şarkısındaki gibi,babamın öldüğü yaştan fazla,annemin öldüğü yaştan gencim.
Bazı günlerde 100,bazı günlerde 17-18 yaşındayım…
Biraz önce evimin zili çalındı.Gelen çiçekçi çocuk,kucak dolusu kırmızı güller ve markizetlerden oluşan buketi kucağıma bırakıverdi.Bukete iliştirilen kart’ta yazılan notta,”GÖZÜMÜZÜ AÇTIK SENİ GÖRDÜK,BİZ SENİNLE BÜYÜDÜK,İYİ Kİ VARSIN ANNEANNE,ÇOK YAŞA…NAZ ve CAN…yazısı tahmin ettiğiniz gibi beni hıçkırıklarla ağlatıyor…Tanrım, bu çocuklar benim yaşam sebebim,yavrumun yavruları…Onlar da iyi ki varlar…
.
Ayşe ablacığım doğum günün kutlu olsun. Sağlıklı, mutlu günler dilerim.
Cem Kardeşim,doğum günümü kutlama yazınıza çok teşekkür ederim.
Daha dün,Tuğçe(Kıltaç) kızım,Afyon’dan,”Alevli Günler” oyuncuları adına,anneler günü ve doğum günü e-mail’ini göndermişti.Çok memnun olmuştum ve ben de sizlere sevgilerimi iletmiştim.Ne zaman oynadınız,ne zaman döndünüz?Hızınıza ve enerjinize nazar değmesin.Allah yardımcınız olsun,bol bol alkışlar alın.
Dün akşam,”Medya maymunları” oyunu ile Aydın’da bulunan arkadaşınız Somer Kavran ile “ÇETE” den ve sizden konuştuk.Selam ve sevgilerimi ilettim,Güzel bir oyun daha izlemiş olduk.
Sizlere yeniden Ankara turnesi yolu görünmüş,hayırlı yolculuklar diliyorum.
Sevgiler kardeş…
Dün, Ayşe ablamızın DOĞUM GÜNÜ’ydü. Ablamızı tekrar kutlarım.
Yüzleşme oyunuyla, dün Sakarya turnesindeydim. NİYE sorgulaması amaçlı öykü, niye’lerden çok yorum bombardımanına uğramış. Okan, Gölcük’te yitirdiğim yeğenimin adı. Öyküdeki Okan adı burdan kaynaklandı. Cem kardeşimden sonra Mercan kardeşim de Okan’ı yorumlamışlar.Cem kardeşim, Ayşe abla ve benim ısrarımızla, Ayten’i de yorumlamış.Mercan’ın yorumu, tebessümlüydü. Cem, yaşam sürüyor savındaydı. Epeydir, sesi soluğu çıkmayan Hüseyin kardeşimde gülümseten yorumuyla ekibe katılmıştı. Okan’la Ayten’in öyküsünün yorumlanmasına sevindim.
Bakalım ikisinin deyolculuğu hangi yaklaşımla örtüşecek. sevgiler selamlar.
Doğum gününüz kutlu olsun Ayşe abla.
Hüseyin Bey kardeşim,teşekkür ederim.Benim yaşımın sizlerin de başına gelmesini dilerim.Aslında yaşlar,gönüllerde…Hangi yaşta hissedersen o yaştasın.Sadece seneler bünyede hasar bırakıp gidiyor,beyinlerde değil…Kutladığınız için sağolun kardeş..
Arslan Gaggo,sizin Okan’ın,Nimet yavrusu olduğunu bir an aklıma getirdim ama size söyleyemedim.Deşmek istemedim.
Öykü bildiğiniz gibi aldı başını gidiyor.Herbirimizden ayrı senaryo çıktı baksanıza.Aslında hepimizin hayal gücü yerinde ama sizin karşınızda yazabilmek büyük marifet ister.
Bana göre,yıllar sonra Ayten ile Okan karşılaşırlar.Ayten’in kızı üniversite sınavlarına girmiş ve İ.Ü Eczacılık Fakültesini kazanmıştır.Annesi onu okul kaydı için Beyazıt’a getirir.Çok sıcak bir gün olduğu için,Ayten ve kızı Aygül çok yorgun olup kayıttan sonra Çınaraltı kahvesinde soğuk birşeyler içmek için otururlar.Ayten gayriihtiyari etrafına bakınır ve Okan ile geçirdiği öğrencilik yılları,tatlı kavgaları,sonra nazlı niyazlı barışmaları aklına gelir.Hüzünlenir ve gözleri yaşarır…
Devamını düşünmem lazım.
Simdilik hepinize sevgiler…
Sevgili Arslan Ağbi, haşmetli devletlumuz CEM MARTIN VAN NIEUWENHOVE DAVRAN’ın yorumlarını görünce bende birkaç komiklik yapmaktan kendimi alamdım. (imam ve cemaat meselesi)
Ayşe ablamızın doğum günü kutlu olsun nice güzel senelere…
Bu arada Roma imparatoru Augustus’a sevgiler…
Ayşe ablam
yaşanmışlar deşilmese de, gün oluyor kara bir bulut gibi sinsice aklımızı gölgeliyor.
Ayten’le Okan öyküsüne yapılan yorumlar keyifli. Her birimiz bir tarafından bakıp yorumluyoruz. Belki kuşbakışı gözlem, farklıyorumlarda doğurabilir.
Mercan kardeşimin
mizahi yanını konuşturması hoş, keyf verici. Sevgiler selamlar.
Ayşe Abla sizin zekanız pırıl pırıl.Benim hatırlamadığım şeyleride hatırlıyorsunuz.Bünyedeki hasarlar içinse yaşınız genç.Size sağlıklı nice yıllar diliyorum.
Amacım Arslan Abinin “Niye” öyküsünü kaldığı yerden yazmaya devam etmek değil,öyküyü vesile bilerek yaşanan ilişkilere bir eleştiri getirmekti.Tabi site sakinlerinin “bugünün aşklarına” bakışlarına duyulan merak da buna dahil.
Mercan kardeşim en kısa zamanda bundan önceki hayatında kim olduğunu öğrenmeni tavsiye edeceğim.Yoksa ün açısından güç açısından geçmişi bile paylışıyorlar haberin olsun.
Sevgi ve selamlarımla
İmparator Augustus
Merhaba Hüseyin kardeşim
ya da İmparator Augustus
Niye ? öyküsünü tam da senin dediğin gibi yaşanan ilişkilere eleştiri (yorumlama) getirmekti. Sevgiler selamlar.
İmparator AUGUSTUS,(Hüseyin Kardeşim),Arslan Gaggo,”niye” öyküsünü zaten bir eleştirelim,yorumlıyalım diye yazmıştır ve durum O’nun çok hoşuma gidiyordur.Tabii ki öykünün devamını getirmeyiz,orası öykü sahibine kalsın..bakın ben de,Ayten’in kızı Aygül ile,Okan’ın Nurten’den olma oğlu Samet’in,beyazıt kütüphanesinde ders çalışırlarken karşılaşmalarını,sonrasında ailelerin bir araya geldiği Emirgan çay bahçesinde sözleri kesilirken Okan ve Ayten’in karşılaşmalarını,Ayten’in,Okan’dan ayrıldıktan sonraki kocası Sedat’tan olma oğlu Vedat ile,üçüncü ve son kocası Hayrullah’ın ilk eşinden olma kızı Serpil’in o gece karşılaşıp birbirlerine aşık olacaklarını falan hayal etmiştim ama yazmıyorum.
NİYE,derseniz,öykü pehlivan tefrikası gibi,arkası yarınlara dönecek.
En iyisi,öykü Arslan Gaggo’muzun değerli satırlarında kalsın…Kalemine sağlık….
B. Breceht, Kafkas Tebeşir Dairesi oyununu Berlin’de sergilerken, seyircilerin arasındaymış. Oyun, bir çocuğu doğuran mı, besleyip büyüten mi eksenli.
İSeyirci hüzünlenmeye başlayınca, Breceht, bir tenekeyle gürültü çıkartarak, seyircinin dikkatini dağıtmaya çalışmış. Çünkü amacı, konuyuakılla tartmak. Duygularla, tartışmak değil. Nasıl ? Neden ? Niçin ? Niye ? sorularını devreye sokmak.
Okan’lı Ayten’li NİYE ? mizah ve fantajiye boğuldu nedense.
Yine de, yazılanlar keyf verdi. Okan, niye’nin çözümünü varsın bildiği gibi sorgulasın ya da, defteri kapatsın. Ayten, karar veren olduğuna göre, varsın sorgulama zorunluluğu olmasın. Yine de, aralarında ki NİYE, cevap bekleyecek.
Sevgiler, selamlar.
Merhaba Arslan Kardeşim.
BRECHT’in çaldığı tenekenin sesi buraya kadar geldi.
Her ne kadar “yazılanlar keyif verdi” deseniz de kaşlarınızı çatıp,kızgın kızgın baktığınız belli oluyor.Fantazi ve mizah yaparken sizi kırmak,kızdırmak gibi bir niyetin olmadığını bilin lütfen.
Ayten ve Okan tabii ki NİYE’nin cevabını arayacaklardır.Hiç olmazsa Okan bunu yapacakır.
Benim yaptığım mizahi yorumları,şımarıklığa verin lütfen.
Selamlar kardeş.
Sevgili Arslan Ağbi, uzun süredir NİYElerle boğuşmaktan hasta düşmüş bir insan olarak yazına başka türlü bakmak istedim bence hoş oldu:)
Uzun süredir böyle sohbetimiz olmamıştı sayende yine eskisi gibi demlendik teşekkürler kalemine sağlık.
(laf aramızda Aytenli şiirlere tahammül edemiyorum NEDENi Ahmet Selçuk İlhan olabilir…
Hatta öyküye böyle bir yorum yapmamın NEDENi ise araya yazdığın şiir de olabilir)
(Kemal Sunal gibi konuştum…)
Ne Ayten’miş arkadaş! Okan’ın hayatını çorba ettiği gibi, bizim de şirazemizi kaydırdı. Vallahi Okan iyi sıyırmış. Her şerde bir hayır var derler ya doğruymuş. Çocuk kurtulmuş meğer. Zaten Okan çok daha iyilerine layık. Ayten de mutlu olur inşallah demek geliyor içimden ama bu kafayla zor. İleride anlayacak ne halt ettiğini ama geç olacak.
Merhaba Ayşe ablam,
Brecht’ten bir hatırlatma yapmam, kızdım anlamı taşıyorsa üzülürüm.
Kırmak ya da kızdırmak gibi bir niyetiniz olmadığını da biliyorum.
Okan ve Ayten üzerinden, yaşamımızı sorgulamayı düşündüm.
Niye’lerimiz yalnızca gönül ilişkileriyle bitmiyor ki.
Merhaba Mercan kardeşim
satırlarına katılıyorum. Epeydir sohbetten uzaktık.
Fena mı ? Niye’yle sohbettin fitilini az da olsa ateşledik.
Ümit Yaşar ağabey, bizim dönemin yaygın ve beğenilir şairiydi. Ayten’li şiirleride bizi etkilemişti. Bu nedenleöykü de Ayten adını kullandım.
Mizahi yorumlarına ayrıca teşekkür ederim.
Merhaba Cem kardeşim
Bu Ayten muhalefeti niye ? Okan’la tanış mısınız yoksa ? Yoksa akraban mı ?
Haniöyleyse, bilelim. Bilelim de ona göre siper alalım.
Öyküyü okuyup yorumladığınız için tekrar teşekkür ederim. Sevgiler selamlar.
Arslan ağabey; Ayten iyi kız, hoş kız da aklı bir karış havada.
Şaka bir yana, bana çok iyi bildiğim bir yaşanmışlığı hatırlattı. Yakın zamanda örtüşen yanlarından yola çıkarak bir-iki satır yazacağım. Sevgiler…
Cem kardeşim
Okan yakının mı derken, içinden “Vay anam ince belim” dediğini duyar gibiydi.
Yazacaklarını bekleyeceğiz. Sevgiler selamlar.