PALU NERE, İSTANBUL NERE?

ARSLAN KACAR
PALU NERE, İSTANBUL NERE ?

Gecenin bir yerinde beynine çöreklenenen düşüncelerinden sıyrılmak için, elektrik düğmesine uzanırken, boğuk bir sesle dönüyor.

Bizim oralarda bir çocuk doğdu mu
Bacalar dolusu tezek tütünü tüter
Bizim çocuklar birer mum olur
Kendi alevinde biter.
Ve bizim oralarda yiğitlik bir türküdür.
Elezber, maya, hoyrat, uzun hava gibi
Söylenir durur, kulaktan kulağa.

Gün gibi aydınlanıyor ortalık, durup dururken. Bir çığırtkan sesi uzayıp gidiyor, anıların derinliklerinde. Dağılıyor kafasının içinde düşünceler. Doğu da bir kentinin, caddelerine dağılıyor. Kantarmaları tere bulanmış al bir at, kişneyip duruyor geniş kapılı konağın avlusunda. Eli öylece kalıyor, elektrik düğmesinde. Aydınlık zorluyor gözbebeklerini. Toparlanmak istiyor, kör edici aydınlık yapışıyor ayaklarına. Usulca, ışığı kapatıp  kurtulmak istiyorum olmuyor. Direnerek, çeviriyor elektrik düğmesini. Sarı ışık, görkemli karanlığın içinde yitip gidiyor. Bir kuş kanat çırpıyor. Ses, sessizliğin içinde hareleniyor. Kör karanlığın bir yerlerinde, bir karanlık pıhtı kanıyor. Etrafı tel, demir çevrili. Onsekizinden gün almış, umutları umut’a gebe. Bir çift göz ışıyor, kanayan karanlıkta. Çığırtkanın sesi perde perde yaklaşıyor kulağına.

Yumunca gözlerimi  bu kentin gecesine
Sesi geliyor
Yanık türküleriyle oduna gidenlerin
Çocukluğum geliyor aklıma
Dere boylarında çimmeler
Ve avluda kısraklar, yanaşmalar…

Anam geliyor, 
İki ele sığmaz saçları, kalçalarına uzanan
Sonra bıyıkları yanaklarını döven,
Babam geliyor aklıma.

Bütün sokakları
Tek caddeye açılan
Sevdalandım sanılan gecelerde
Naraları ayyuka çıkan.
Topukları basık delikanlılarla
Düşüyorum yollara

Doğumlar
Ölümler
Ve Kur-an kursları
Ve bayram namazları
İlk kavga, ilk sarhoşluk
Geliyor çöküyor dallarıma
Unutulmuşluğum
Şu ölesi kuşkularıda olmasa…

Pazartesi çoktan döndü Salı’ya
Ay yıldızlarıyla indi  Palu’ya
Şavkı vurdu eski kalenin, Murat‘a
Öksürükler yayılıyor staraların ardında
Palu, silme kulak olmuş.
Horultusu yayıldı kamyonun
Işıkları yalımlandı, ucunda yolun
Damdaki testilerde, buz olmuş su
Burnu sümüklü, dal taşak çocuklar
Işığa koştu…
Yiğitler, kamyon üstünde
Şehre domates çeker
Biber çeker
Dert çeker
Sevda çeker

Caddeye yayılıyor bildik şarkılar
Gürültüsüne çığlıkları karışıyor
Kalçalar yer tutmuyor, oturaklarda
Yapışıyor dal bedenli kız
Vantuz gibi, ayı enseli ayıya
Yüreğimizde, adlarını unuttuğumuz sevdalar
Yüreğim param parça
Aklım karışıyor
Göğe çıkarız birazdan
Bulutlar altımızda
Yıldızlar salkım saçak
Sivrisinekler mendil sallar ardımızdan
Sen aldırma
Karpuz üstüne demli çay içmeme 
Haydi eyvallah
Sahi, yanlızlık kaç bin yaşında ?

Akşamlar boşalmış dolu dizgin saçlarından
Susmanın kıyısındayız şimdi
Ve günler, günlerin içinde öyle yavaş ki…

Neden böyle yüreğimiz delirdi delirecek. Hava karardı kararacak, durdu gündüzün sesleri. Sarılmış karanlık, sarılmış günün ak bedenine kasvetiyle… İndi uyku gözkapaklarına, indi usul usul hasretiyle. İçinde rengi atmış bin sevinç duygusu.
İllede sen geliyorsun, her posta aklıma…

Ay serpildimi yaprakların arasından
Öperim sabahı kanatarak
Şu dilsiz resimlere, bir ses yakıştırırım
Kimseler duymaz, konuşurum usulca…
Şimdi acı yüklü trenler kalkar
Gün olur
Palu bir adım yol olur İstanbul’a.
İstanbul ki,
Bakir ve alabildiğine yosma
Neonları, kusulmuş sokaklarıyla
İstanbul ki,
Göğü deldi delecek minareleriyle
Tarihi uzatıyor,
İstanbul, yemede yanında yat  o zamanlar.
O zaman dediğim 1970 yılı.
Martılar kanat çırpıyor,
Deniz alabildiğine mavi.
Vapurlar, arkasında köpüklü dalgaları,
Kürdan gibi dolaşıyor İstanbul mezrasını.
Boynuzlu troleybüsler su yolu etmiş caddeyi.
Damalı taksiler kur yapıyor, yolculara.
Gömülmüş bardakdaki rakıya.
Gömülmüş anılar, Beyazıd meydanına.
Kolay değil
Yılanın yuvasına parmak sokmak,
Kolay değil
İstanbul’la yatıp, İstanbul’la kalkmak.

Sana geleceğim
Açılıp kapanması hiç bitmeyecek kapılardan
Gece soyunup güne
Ağlayacak ortak sevincimize
Bu bitmeyen
Bu gelişen yalnızlığımızla
Türküler söyleyeceğiz.
Aydınlık arkamızda,
Karanlık önümüzde düşeceğiz yola.
Biliyoruz ki son perde, açılacak aydınlığa.
01.04.2011.