SİNOP, ÖZGÜRLÜK VE SABAHATTİN ALİ
Birkaç günlüğüne Sinop’a gittim. Küçük oğlum Ali’nin Beşiktaş formasıyla oynadığı Türkiye finallerindeki maçları izlemek için. Aklımda, ruhumda kalanları paylaşayım ki tarihe acemice not düşmüş olayım. Bu güzel toprakların en cazip, en huzurlu, en çağdaş şehirlerinden biri Sinop. Sokaklarında, sahillerinde dolaşınca, devletin Sinop’a nasıl üvey evlat muamelesi yaptığını rahatlıkla görebilirsiniz. Oysa her haliyle aydınlık bir yer Sinop ve kesinlikle koruyup kollanmayı hak ediyor. Laf olsun diye söylemiyorum, adımımı attığım andan itibaren beni en çok tetikleyen duygu özgürlük. Birkaç gün için kişisel tempomun dışına çıkmaktan mı ünlü Cezaevi’nden mi Hamsilos’tan mı İnceburun’dan mı bilmiyorum ama son yıllarda yaşadığım en özgür günlerdi. Son zamanlarda yaşananları da bilince Sinop Cezaevi’nde deli dalgalarla yarenlik eden, zulüme, susturulmaya, şiddete aldırma gönül diyebilen cesur yüreği, Sabahattin Ali’yi de anmadan geçmek olmazdı. Yazdıkları bu gün bile ruhumuza işleyen üstat belki de o dört duvar arasında hepimizden daha özgürdü. Öyle ya ” görmek istersen denizi, yukarıya çevir yüzü. deniz gibidir gökyüzü, aldırma gönül aldırma” diyebilen bir ruhu kim hapsedebilir ki? Gelelim Termik ve Nükleer muhabbete! Bu şehire yapılacak en güzel şey böyle spor organizasyonları, sanat-kültür festivalleri. Santraller bölgesi fikri tam bir katliam olur. Muhteşem bir doğa ve misafirperver Sinop halkının benzeri yatırımlarla Avrupa’nın gözbebeği olacağına hiç kuşkum yok. Birkaç cümle de Basketbol’a ayırmam gerek. Oğlum sayesinde epeyce ilgilenmek durumunda kaldığım bu spor dalı kesinlikle medeni bir ülkenin olmazsa olmazlarından. İnsan kalitesi ve paylaşım açısından özellikle gençler için son derece önemli. Bu sebeple Basketbol Federasyonu’nu tebrik ediyorum. Yüzlerce çocuk-genç-yetişkin bir hafta boyunca Sinop’la kaynaştı, yarıştı, mücadele etti. Bir koca parantez de Beşiktaş’a. Bana göre turnuvanın en renkli, en dikkat çekici takımıydı. Ülkenin en eski spor kulübüne yakışır şekilde bu güzel organizasyona değer kattı. Çocuklarımızı uçakla getirip götüren, en güzel tesiste konaklatan, sportif başarının yanında bu pırıl pırıl çocukların bireysel gelişimleriyle de yakından ilgilenen Beşiktaş’a, sonsuz teşekkürler. Basketbol tabiriyle Beşiktaş Staff’ı ve yöneticileri sağolun. Şimdi de işin dedikodu kısmına geçeyim. Sinop’taki son gecemde tüm veliler hep birlikte önce Beyaz Ev’de harika bir yemek yedik eğlendik, çıkışta takımın kaldığı otelin önünde tam bir taraftar gibi tezahürat yaptık ve sonra Arma isimli mekana gittik. Harika ağırlandığımız bu mekanda bendeniz saatlerce sahneden inmedim ve bütün istek parçalarını elimden geldiği kadar söylemeye çalıştım. Böylece ilk halk konserimi de gerçekleştirmiş oldum. Ayrılırken hepbir ağızdan söylediğimiz şarkıyı tahmin ettiniz değil mi? Umarım Özgür Sinop önümüzdeki yıllarda dalgaların sesiyle gönül duvarlarını fetheder ve yaşamın potasına en güzel üçlüğünü atar.






Sevgili cem ağbim,
Öncelikle içten tavırlarınız ile bizleri bir kez daha MEST ettiniz. İçten, olduğu gibi, abartmadan ve sadece insan gibi yaşayan birinden bahset deseler sizi örnek gösteririm.Sinop halkının ilgisini hiç bir şekilde geri çevirmeden onlarla tek tek konuşarak resim çektirmeniz halktan biri olduğunuz lafzımı dahada güçlendiriyor.Sizi tanıdığım için çok mutluyum.Çocuklarımız için gecenin bir vakti otel önündeki tezahüratlarımızın değeri para ile ölçülemez.Mutluluklarınız daim olsun sayın ağbim
Yazınızı okurken,karşımda siz konuştunuz ben dinledim sanki…Ama ağzım açık,hayran hayran ve SİNOP’ta ben geziniyormuş/çasına…Gerçekten tabii güzellikleri çok fazla ama ,bir o kadar da ihmal edilmiş bir şehrimiz.Ellerin elinde olsa,nasıl ilgi çekecek güzellikleri var değil mi?Sizin varlığınız da,Sinop’a ayrı bir güzellik katmıştır…İstanbul’a hoşgelmiş/siniz kardeş..Çocuklarla ilgiii programlarda ,anne-babanın da yanlarında olması kadar güzel bir olay yoktur zaten.Bu zevkli günleri doya doya yaşayın…
Hey benim Hasan kardeşim, sağol, varol. Asıl ben sana çok teşekkür ederim dostluğun için, tüm çocukları ayırmadan sahiplenmen için,takım ruhun için. Yine güzel günlerde görüşmek üzere kardeşim.
Not..Benim yüzümden yüzlerce fotoğraf çekmek zorunda kaldığın için kusura bakma.
Sevgili Ayşe ablacığım, her zaman olduğu gibi senin yorumunu görünce keyfim yerine geliyor. Çocuklar büyüyor ve yavaş yavaş yuvadan uçuyorlar. İlk kanat çırpışlarında yanlarında olmaya gayret ediyoruz. Allah hepsinin güzel günlerini göstersin. Saygılar, sevgiler ablacığım.
Sabahattin Ali demişken, özgürlük demişken, Sinop demişken..Ben de Sivas’ı,Şarkışla’yı anımsadım.Sonra bir baktım tarih 6 Mayıs..Bahar içimizi gıdıklarken bir yandan , ben hep hüzünlenirim 6 Mayıslarda.Sonra sorarım kendime ‘neden’ diye?Cevabını bildiğim halde..İzin verirseniz ,buradan,sizin aracılığınızla bir kere daha Atilla İlhan’ın eşsiz dizeleriyle anmak isterim Deniz’i ve yol arkadaşlarını..
ATİLLA İLHAN anlatıyor…….
12 mart sonrası kahır günleriydi.bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: DENİZ’LERE kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim.
Deniz bulanıktı; simsiyah alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın çalkalantılı….
Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra….vapurda sessiz bir köşe bulup yükses sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm.
“BİR YANGIN ORMANINDA PÜSKÜRMÜŞ GENÇ FİDANLARDI
GÜNEŞTEN IŞIK YONTARLARDI SERT ADAMLARDI
HOYRATTI GÜLÜŞLERİ AYDINLIĞI ÇALKALARDI
GİTTİLER AKŞAM OLMADAN ORTALIK KARARDI”
” 6 MAYIS 1972 ”
ŞENLİK DAĞILDI BİR ACI YEL KALDI BAHÇEDE YALNIZ
O MAHUR BESTE ÇALAR MÜJGAN’LA BEN AĞLAŞIRIZ
GİTTİ DOSTLAR ŞÖLEN BİTTİ NE ESKİ HEYACAN NE HIZ
YALNIZ KEDERLİ YALNIZLIĞIMIZ DA SIRALI SIRASIZ
O MAHUR BESTE ÇALAR MÜJGAN’LA BEN AĞLAŞIRIZ
BİR YANGIN ORMANINDA PÜSKÜRMÜŞ GENÇ FİDANLARDI
GÜNEŞTEN IŞIK YONTARLARDI SERT ADAMLARDI
HOYRATTI GÜLÜŞLERİ AYDINLIĞI ÇALKALARDI
GİTTİLER AKŞAM OLMADAN ORTALIK KARARDI
BİTMEZ SAZLARIN ÖZLEMİ DAHA SONRA DAHA SONRA
SONRANIN BİLİNMEZLİĞİ BİR BOYUT KATAR Kİ ONLARA
SİMSİYAH BİR TESELLİ OLUR BELKİ KALANLARA
GECELER UZAR HAZIRLIK SONBAHARA.
ATTİLA İLHAN
Teşekkür ederim…
Şenay hanım; yüreğinize sağlık. Ben de tam birşeyler karalıyordum, heyecanımı bütünlediniz. Sağolun….
SİNOP ve Sabahattin Ali…
Elazığda her kitabı bulmak zordu. Kulaktan kulağa şiirler duyar, ezberlerdik.
“Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelir duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma”
Direncimize çiftesu veren şiirlerden biriydi.
Sonra büyüdük. Bu güzel şiirin pavyonlarda ritmik sallantı içinde, söylendiğini duyduğumda kahrolmuştum. 1990 yılında Gizli Yüz filminin mekan araştırmaları sırasında, Ömer ağabeyle (Kavur) Sinop’a da gittik. Denize taşan Sinop Cezaevi’ni dışardan görünce, şiir daha da anlam kazanmıştı. 2008 de, Rutkay ağabeyle (Aziz) Sabahattin Ali’nin “Filiz hiç üzülmesin” adlı kısa filmini kotarmıştık. Aradan 20 yıl geçiyor, Cem kardreşim “Sinop’un koruyup kollanmadığını yazıyor. Üzüldüm. Ali yeğenimin basket hevesinin profesyonelliğe döneceğini düşünüyor, kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.
Sevgiler selamlar.
Sayın ağbim,
) ayrıca hiç yorulmadım…
Resim çekmeyi bana sen öğreteceksin unutma
Ben Sinopluyum ama hiç gitmedim ve şimdi çok utandım kendimden. Valla Cem abi öyle güzel anlattın ki şimdi gidesim geldi
umarım en uygun zamanda giderim. Sevgiler
Sevgili Hijran; madem Sinop’lusun mutlaka gidip görmeni tavsiye ederim.