YUSUF İLE KENAN VİDEO
Siteye video eklemem konusunda istekler artınca, geçen hafta Alevli Günler oyunumuzun kısa görüntülerini paylaştım. Bunu her zaman gerçekleştirmem mümkün değil ama arada sırada yapınca keyifli oluyor. Şimdi de bundan tam otuzbir yıl önce, 1979 yılında çekilen Yusuf ile Kenan filminin giriş bölümünü sizlerle paylaşıyorum. Aranızda filmi izleyenler vardır ama özellikle genç arkadaşların dikkatine sunmak isterim. Yaklaşık otuz küsür yıllık bir tutkunun taptaze günlerine tanıklık edince, neler hissedeceksiniz çok merak ediyorum. Filmin tamamını izlemek isteyenler, artık kendi başlarının çaresine bakacaklar. Buyursunlar efendim; yıl 1979, bir Ömer Kavur-Onat Kutlar birlikteliği, dönemin yasaklı filmi, Yusuf ile Kenan…………..





çok güzel bir filmdi cine 5 te gösterilmişti bende o zaman seyrettim o zmanda çok başarılıydınız bence gelelim bu haftaya bu gün kayseride hava şahane güneş her zamanki gibi güzeliği ile bize gülümsüyor walla pazartesi gününü hiç sevmiyorum herkez işe gidiyor okula gidiyor e drs derken bize wakit kalmıyor cüğma ününü çok sewiyorum hele bu hafta dört gözle bekliyorum çünkü bu hafta sonu aamcamın oğlu hasan abi ewleniyor her zaman görüyordum artık o kadar göremeyeceğim için üzgünüm düğünleri sewiyorum hele andırının düğünlerine bayılıyorum çünkü 3 gün 3 gece oluyor umarım oradada hava güzel olur yoksa aldığım kıyafeti giyemem ve şu turne konusuna gelelim izniniz olursa adanaya gidiyorsunuz e bizim oraya ne zaman geleceksiniz walla burda kıskançlıktan çatladım wideoları izlerken çok güldüm oyuna heyecanım dahada arttı. e artık inşallah gelirsiniz hem bir şey daha sorcam izniniz olursa kayderiye gelirseniz bi çayımızı içmeden gitmezsiniz herhalde dimi ay benimkiide dereyi görmeden paçaları sıwamak oldu neyse gelirseniz haberimiz olsun iyi haftala
yazıyı okuyunca gülesim geldi çoğu kelimeyi yanlış yazmışım
Cem Kardeşim,haddimi aşarak bir maruzatımı yinelemek istiyorum.
Site’mize yorum yazan arkadaşlar,lütfen imla kurallarına,Türk Dil Bilgisi’ne biraz özen gösterin.Geçmiş tarihlerde bunu dile getirmiştim,Cem Davran da, bu kurallara çok dikkat eden,bilgisi ve yazı dili çok mükemmel bir moderatör olarak bir çok kez bizleri uyarmıştı.Konuşmadığımızı,yazdığımızı unutmayalım lütfen.Geçen yıllarda olduğu gibi adaşım Ayşe’nin hışmına bu kez uğramayacağımı ümit ediyor ve affınızı istiyorum.
Hepinize sevgilerle.
mesaj anlaşıldı ayşe teyze sen hiç merak etme
“YUSUF İLE KENAN” YA DA ÖMER KAVUR DEYİNCE SUSMAK…
Ömer Bey’in sinema da izlediğim ilk filmi, “Gece Yolculuğu”ydu. Adapazarı’ndan trenle İstanbul’a gitmiş; Beyoğlu’da, Dünya sinemasında (şimdi ki AFM Sinemalarının olduğu yerde iki sinema vardı; Dünya ve Fitaş) izleyip yine Haydarpaşa’dan trenle geri dönmüştüm. Lisedeydim. Okuldan kaçmıştım. Daha önce Yusuf ile Kenan’ı TRT1’de izlemiştim. Tuhaf adını koyamadığım bir duygusu vardı o filmin. Bir girdap gibi çekmişti beni. O yıllarda kitaplar okuyordum; Balzac, Steinbeck, Kafka gibi yazarlara çok müptelaydım. Filmler izliyordum; Tarkovski, Bergman, Fellini, gibi yönetmenlerin TRT2’de ki filmlerini kaçırmıyordum. Hatırlayanlar var mı bilmiyorum ama sonradan; Vecdi Sayar’ın “İki Film Birden”le, “Bilinmeyen Sinemalar” kuşağı vardı sonraları… Orada da mis gibi harikulade izlerken bile insanı baştan çıkaran filmler gösteriliyordu.
Ömer Bey’in, “Gece Yolculuğu” filmini Dünya sinemasında izleyince dipten, derinden sağlam sarsıldığımı hatırlıyorum. Oradan o Beyoğlu’nda ki Dünya sinemasından nasıl çıktım nasıl Adapazarı’na geldim hatırlamıyorum. İnanın hatırlamıyorum. Aklım başımdan çıkmıştı sanki. Sonra “Kırık Bir Aşk Hikâyesi”ni (Senaryo; Selim İleri) izledim TRT 1’de. Aysel’in (Hümeyra) bir mola yerinde Fuat’la (Kadir İnanır) buluşma sahnesi beni duvara çivi gibi çakmıştır. (Aysel’in o sahnede şu repliği unutulur mu o sahne de: “Sarıkanat öldü.”) Siz de izleyin inanın bana içiniz sökülür o sahne de.
Beyoğlu’da Alkazar Sineması’nın hemen arkasında bir dönem Cahide Sonku’nun da yaşadığı evde üç yıla yakın ikamet etmiştim. O dönem de sık sık Ömer Bey’in Alfa Film’ine hazırladığım kitap için gidiyordum. Harika bir köpeği vardı. Ben bir köpeği sevmek ne demekmiş ilk defa orada Ömer Bey’den gördüm. Atıf Bey (Yılmaz) hemen yan oda da Eğreti Gelin filmine çalışıyordu. O zamana kadar Ömer Bey’in bütün filmlerini ezberlemiştim. (Daha dün Can Yayınları’ndan ilk baskısı olan “Gizli Yüz” senaryosunun sonunda Orhan Pamuk’un yazısını tekrar okudum. Ne acayip bir duygu… Orhan Pamuk’un yazısında ki son paragraf şöyle: “Bu zevki, birlikte hikâye kurma zevkini bana tattırdığı için Ömer’e ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir daha senaryo yazarsam gene bu tuhaf zevk için yazacağım.)
Ömer Bey hep söylerim, eskilerin deyimiyle “çelebi bir insandı.” Benim için bir Walter Benjamin’di. Alberto Latuada’ydı o. Frankfurt Okulu’nu konuştuğum bir yönetmendi o. Ben böyle bir yönetmen görmemiştim. Sezgileri bu kadar güçlü, aklı bu kadar berrak, gittiği yolu bu kadar iyi bilen “berrak” bir “ruh insanı” görmedim, görememiştim o güne kadar.
Sinema filmi yapan üç yönetmene asistanlık yaptım. Haksızlık etmek istemem ama Ömer Bey ile konuşmalarımdan üç yönetmenden öğrendiğimden daha çok ama çok şey öğrendim. En basiti de şuydu: “Çünkü sinema karşılıksız bir aşktır.” Öyleymiş; YAŞADIM, ÖĞRENDİM.
Ömer Bey, bence Türk sinemasını karşılıksız seven büyük bir yönetmendi. O yine eskilerin deyimiyle büyük bir âlicenaptı. Bir, Simurg’tu…
Bunu ilk defa burada söylüyorum: İlk filmimim montajını bitirdiğim “evet budur” dediğim o gece Ortaköy’de bir ofisteydim o gece Ömer Bey’in yattığı yere gittim. Huzurlu sakin bir zamanımdı. Karanlıktı mezarlık. Yapayalnızdım. İçim sökülmüştü sanki. İçimden söke söke çıkarmıştım bir filmi. Konuştum orada Ömer Bey’le. Dertleştim. Çektiği ilk sahneyi yaşarken hissettiği duyguları ben de filmimim Cem’le çektiğim ilk sahnesinde o tuhaf duyguyu yaşamıştım. Bunu yaşayarak hissetmiştim. Ahh… Bu o kadar derin bir duygu ve uzun bir cümle ki asla sona ermeyecek ve asla sonuna nokta koyulmayacak cümledir…
Yıllar önce Adapazarı’ndan bir trenle İstanbul’a gelmiştim Gece Yolcuğu’nu izlemeye. Yıllar sonra bir filmi bitirdikten sonra yanına gittim. Konuştum, ağladım. Ağladım işte. Ağladım, ağladım. Sonra, şimdi sustum. Sustum. Ve yaşlandım. Gülten Akın’ın dizeleri gibi, “Sonra işte yaşlandım.”
Ne zaman bir Ömer Kavur filmi izlesem susuyorum. Ne zaman “Bir Ömer Kavur Filmi” izlesem sadece ağlıyorum. Ağlanacak kadar güzel bir ruh dünyası onun filmleri. Ağlamak güzeldir çünkü.
Ertekin Akpınar
Ah Ertekin kardeşim, o engin yüreğinle, o bembeyaz ruhunla nasıl da güzel anlatmışsın Ömer ağabeyi. Şu an Ordu’dayım. Oyun bitti, yemek yedik, otele döndüm ve yazdıklarını okudum. Umarım tanrı yolculuğumuzu yine kesiştirir bir gün. İnsana aktör olduğunu hatırlatan sinema adamına sevgilerimle………
oo ertekin abide aramıza katılmış hoşgeldin ertekin abi
Çok güzel bir film olmuş Cem abi, oyuncu olduğunuz çocukluktan belliymiş:) Sizin Ruhsar dizinizle büyümüş biri olarak bütün yapıtlarınızda başarılar diliyorum ödülünüz de hayırlı olsun biraz geç yazdım ama olsun en azından 32 yıl sonra yazmıyorum
Bu espri biraz güldürücü biraz ağlatıcı oldu ama siz yinede gülün çünkü hakediyorsunuz